Vicdani ret hakkı bir insanın inançları gereği askerlik hizmeti yapmama hakkı olarak tanımlanabilir. Bu aynı zamanda savaş ve ona bağlı olarak gelişen bütün eylemlere de karşı olma anlamı taşır. Vicdanı ret hakkını savunanlar insan yaşamının temel bir hak olduğunu ve hiçbir gerekçe ile insan yaşamına kast edilemeyeceğini savunmaktadırlar.
Avrupa Birliğine üye olan 27 ülkede insanların ya da yurttaşların vicdanı ret hakları güvenceye alınmış durumda. Bu ülkelerin 14 tanesinde zorunlu askerlik kamu görevi şeklinde ifa edilirken 13 ülkede vatandaşın askerlik hizmeti yapmama hakkı mevcut.
Çağdaş demokratik ve insan haklarına duyarlı olan ülkelerde bu hak her hangi bir tartışmaya mahal bırakmayacak bir şekilde düzenlenmiş ve yurttaşın tercihine sayı gösterilmiştir. Avrupa konseyi üyesi olan ülkelerin de bu hak konusundaki tavırları olumlu yöndedir. Zaten konsey ülkemiz için 2011 Aralık ayına kadar bu konuda bir düzenleme yapılması talebinde bulunmuştur. Hükümetin son dakikaya kadar bekleyerek bu düzenlemeyi gündeme taşımasının nedeni de budur. Ancak hükümetin elini güçlendirmek için de olsa zorunlu askerliğe karşı çıkmak için de olsa bu konuda hassasiyet gösterip konuyu tartışmaya açan birçok grubun bulunduğunu da belirtmemiz gerekir.
Hele vicdani ret hakkını kullanıp askerlik hizmeti yapmak istemeyen bir yurttaşın tutuklanıp eziyete maruz bırakıldığının haberleri gazetelerde yer almaya başladıktan sonra bu konuya duyarlılığın arttığını da belirtmemiz gerekir.
Bu belirlemelere ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ülkemiz aleyhine verilen birçok karara rağmen mevcut uygulamayı savunanların hala aynı konuda ısrar etmelerini anlamak gerekiyor. Vicdani ret hakkını savundukları için yargılanan insanların bulunuyor olması da işin cabası.
“Her Türk asker doğar” sözünü katılmadığı için yurttaşların yargılandıkları bir yapıdan söz etmekteyiz. Yurttaşlarımız her Türk’ün asker mi bebek mi doğduğunu belirlemek için mahkemeden bilirkişi istediği bir ülkede vicdani ret konusunda Avrupa düzeyinde karar çıkarmanın güç olduğunu da belirtmek gerekir. Ancak bu zorluk yasa düzenleyiciyi doğru karar vermekten alı koymamalıdır.
Bütün olumsuzluklara rağmen konunun ülke gündemine gelmiş olması ve bir düzenleme yapma gereğinin bulunması bu konuda olumlu adım atılacağı hususundaki beklentileri artırıyor. Öyle anlaşılıyor ki hükümet askerlik hizmetini yapmak istemeyenler için tam bir bağımsız karar verme olanağından ziyade bu konuyu önce kamu hizmetinin yürütülmesi şekline dönüştürmeyi ardından da süreç içerisinde tam bir vicdani ret hakkı tanımayı planladığı düşünülmektedir.
Aslında değişik gerekçelerle jandarma teşkilatını saymazsak bile dört ordu besleyen ülkemizin zorunlu askerlik anlayışında bu kadar ısrar etmesinin mantığını anlamak da güçtür. Cumhuriyetin kurulduğu 1923 tarihinden bu yana bu kadar asker besleyen ülkenin girdiği ve savaş olarak tanımlana bilecek tek olaya 1974 tarihindeki Kıbrıs harekâtıdır. Bu harekâta katılan askerlerin sayısı da aşağı yukarı bellidir.
Orduların iç harekâtta kullanılması söz konusu olmadığı halde bu gerçeği bile göz önüne alır ve konuyu öyle değerlendirsek bile dört ordu asker beslemenin aslında çok da doğru bir mantık olmadığı ortadadır. Çok askere sahip olunca ülkelerin çok güçlü olmadığını artık hepimiz çok iyi bilmekteyiz. Bu devirde savaş kazanmanın yolu teknolojik üstünlük ve hareket kabiliyeti yüksek ordularla mümkündür. Bu gerçeğin bilinmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak girmeye çalıştığımız Avrupa birliği ülkeleri normunda bir vicdani ret hakkının parlamento tarafından kabul edilmesi olumlu bir gelişme olacağı düşüncesindeyiz. Aslında vergi vererek yurttaşlık görevini yapan yurttaşların zorunlu hizmetlere tabi tutulmasının çağdaş bir anlayış olmadığı gibi gerekli bir görev de olmadığı artık görülmelidir.
Next