Her yüzyılın bir dönüm noktası olur ya işte Ortadoğu olarak tam da böyle bir dönüm noktasındayız. Ancak mesele Türkiye ve Kürtler konusuna gelince şartlarımız, konumumuz, bakış açılarımız farklılaşıyor.
Birbirimize kardeşçe, dindaşça, komşuca laf anlatamadığımız için de kavgayı, güçle ezmeyi, derin yaralar açmayı, çıkış yapmayı meziyet sayıyoruz veya saymak zorunda kalıyoruz.
Bu yaptıklarımızın ne kadar yanlış olduğunu ileriki zamanlarda daha iyi görme olanaklarına, imkânlarına ve tecrübesine sahip olacağız lakin korkarız ki o zaman da iş işten geçmiş olacak.
Malum bu aralar iktidar devlet adına ve devlet imkânları ile bütün gücü ile Kürt siyasal hareketinin üzerine yönelmiş durumda.
Bu yöneliş ülke içinde ve ülke dışında
Siyasi
Ekonomik
Askeri
Ve sosyal alanda tam kuvvet emri ile yönetiliyor.
Bu yönelimin elbette devlet açısından da Kürtler açısından da bir bedeli var. Bu bedelin ödenmesi şimdilik normal kabul ediliyor ve süreç sürdürülmek isteniyor.
Lakin normal olmayan şeyler var.
Kürtlerin büyük bir bölümü Türkiyenin Kürt politikasını öğrenmek istiyor. Eğer iktidarın söylemi doğru kabul edilecekse ve gerçekten Kürtlerin bir devleti var ise ve bu devlet de Türkiye ise o zaman buna göre politikalar geliştirilmeli, somut sonuçları ortaya konulmalıdır ki çözüm arayan gözler başka kapıları gözlemesin!
Bu işi öyle buzdolabı, soğutucu, bilmem ne adlandırmaları ile geçiştirmenin imkânı kalmadı çünkü.
İkinci husus Türkiye mevcut sınırlar dışında kalan Kürtler konusundaki bakış açısın ve yaklaşımını gözden geçirip geçirmeyeceğini ortaya koymalı. Şimdiki gibi dünyanın hangi noktasında Kürtler bir kazanım elde ederse ben bunu kabul etmem yaklaşımı ile hareket etmek sağlıklı bir sonuca götürmüyor çünkü.
7 Hazirandan bu yana bu ülke çok şey kaybetti. Canlarımız, mallarımız, itibarımız, değerlerimiz, itimatımız, duygularımız kayboldu.
Uzun ince bir yoldayız diye yola çıkan uzunlara, uzun lafın kısasını anlatmak gerekiyor. Bu laf ta bu gidişatın yanlış olduğu gerçeğidir. Daha da geç olmadan kendi gerçeklerimize geri dönmeliyiz.
Askeri alanda merkezi noktalarda sağlanan sonuçlara güvenip yanlış adımlar atılırsa korkarız ki durumu toparlamak hiç de sanıldığı gibi kolay olmayacaktır.
Misal kolay. Dış politikada komşularla sıfır problem siyaseti ile ortaya çıkmıştı mevcut iktidar. On dört yılın sonunda geldiğimiz noktaya bakalım. Şu anda en sorunsuz görünen komşumuz yılların düşman devleti olan Yunanistan’dır. Kıbrıs’ın da gitti gidiyor kampanyasına dahil olduğunu belirtelim.
Suriye Doğu Perinçek’in korkunç yalakalık arabuluculuğuna rağmen düşman statüsünde bir ülke şu anda.
Irak zaten Türkiye olarak sınırdaş olmadığımız bir ülke ve yönetimi ile de aramız limonu mu limonu.
İran ile Ortadoğu politikamız nedeniyle örtülü bir savaş içerisinde bulunmaktayız. Özellikle mezhepsel bakış açıları nedeniyle görünürde ilişkiler iyi gibi görünse de gerçeğin öyle olmadığı açık. Suriye de bunu açık bir şekilde görmekteyiz.
Rusya ile Yunanistan’ın binde birine bile deng gelmeyen bir dalaşma yaşandı ve uçaklarını düşürdük. Bu hareket bizi resmen hem felç etti hem de bin pişman etti.
Ermenistan’a zaten söylemediğimizi bırakmıyoruz. Peki, bize komşu olup ta dost olduğumuz veya ilişkilerimizin düzgün gittiği ülke kaldı mı?
NATO’da müttefik olduğumuz Avrupa ülkeleri ile Amerika ile ilişkilerimiz nasıl?
Kötü!
Biz dünyada saygın olan on ülke arasına girmeyi umarken dış politikamız Uganda, Kenya, Suudi Arabistan, Katar ve Ürdün ekseninde yürümüyor mu?
Kimse kusura bakmasın ama elhamdülillah biz Müslümanız diyerek bu işin içinden çıkamayız.
İçerde de durum bundan farksız değil. Bizi daha büyük bir bela bekliyor çünkü. Bu bela da hükümetin bir yanlış yaparak askeri alanda uyguladığı yöntemi siyasi ve sosyal alanda bölgeye yaşatması olacaktır. Askeri operasyon yaptık kimse ses çıkarmadı o zaman siyasi ve sosyal alana da yönelirsek ses çıkmaz yaklaşımı varsa bilinmeli ki yanlış yapılmış olur. Belediyelere, Sivil Toplum örgütlerine, Sendikalara yönelik baskılar artar ve bu yapılar dağıtılır ve işlevsizleştirilirlerse telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olunur.
Vatandaş olarak bizim de görevimiz bizi yönetenleri bu konuda uyarmaktır. Türkiyenin inatlaşmaktan, çatışmaktan, karşı karşıya gelmekten çok barışa ihtiyacı var. Bu barışı sağlama görevi de herkese düşüyor. Biz konuşmayız. Biz güçlüyüz. Biz ezeriz. Yenemeyeceğimiz güç yok gibi söylemlerin ülkemize de milletimize de faydası yok.
Uzun lafın kısası dışarıda başka ülkelere tanıyacağınız tavizin onda birini Kürtlere tanırsanız hem daha güçlü oluruz hem de huzurlu. Mevcut politika devam ederse de atı alan üsküdarı geçer, demedi demeyin!
Next