İnsanlar, tek tip olarak yaratılmamışlardır. Dileri, dinleri, coğrafyaları, adetleri, kültürleri, algılamaları, yargılamaları, renkleri değişiktir insanların. Buna rağmen en büyük özellikleri ortak bir değer yargısı bulup uzlaşmayı başarmalarıdır.
Aynı dünya üzerinde yaşadıkları sürece iletişim kurmak zorundadırlar. İster savaşarak, ister barışarak, ister konuşarak, ister konuşmayarak ama kesin olan bir şey var ki oda iletişim kurmak zorunda olduklarıdır.
Birlikte yaşamın vazgeçilmez unsuru ise uzlaşıdır. Tabi uzlaşı sağlanırken hakkaniyet ölçüleri doğru oturtulmazsa o uzlaşı ya da iletişimin dili oldukça sert olur. Birini ak dediğine diğeri kara der ve ortaya çok uzun zamana yayılan bir uzlaşı arama çabası çıkar. Sağlanan uzlaşı çoğu zaman yok edici, kırıcı, incitici olur ki bu da derin yaralar açar.
Aynı coğrafyayı paylaşan, birden fazla ortak değer yargıları olan toplumların uzlaşı olasılıkları daha fazladır. Fazla olmalıdır. Bu pratikte böyle görünmese de gerçeklik böyle olmalı.
Ülkemizde cumhuriyetin kurulmasından sonra gönüllülük temelinde gerçekleştirilmesi gereken uzlaşı kültürü zıttı bir gelişme göstermiştir. İmparatorluğun çöküş sürecindeki acı tecrübeler yeni bir ulus yaratma fikriyle birleşince çok kültürlü zengin yapı tek kültürlü bir yapı içerisine sığdırılmak istenmiştir.86 yıllık pratik gelişmeler bu elbisenin bu gövdeye uymadığı, yetmediği gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Bu sonucu kabul etmek elbette kolay olmamıştır. Son yirmi beş yıllık çatışmalı sürecin geride bıraktığı onbinlerce can kaybı bizi bu somut gerçekliliği kabule zorlamıştır.
Oysa cumhuriyetle somutlaşan bu gerçeklilik cumhuriyet uzlaşısı ile olumlu bir çabaya dönüştürülebilme şansına da sahiptir. Cumhuriyet, demokrasi, insan Hakları gibi çağdaş değer ve kavramlar hakkıyla kavranır ve gerekleri yerine getirilirse ortaya çıkarılacak sonuç çok renkli, Zengin, kendine güvenen bir yapı da oluşturacaktır. Herkesin olduğu gibi kabul edildiği aynı zamanda ortak değerler üzerinde de uzlaşıldığı bir mantıkla ilerici bir yapıya kavuşmak mümkündür.
Barış kararları almanın savaş kararları almaktan çok daha zor olduğu genel kabul gören bir gerçeklik. Çünkü barış kararları genelde alınan savaş kararlarının tahribatını da ortadan kaldırmaya yönelik hem sorun çözücü hemde sorunun yaşattığı acıları tedavi edici bir zorluğu bulunmaktadır. Bu nedenle barış isteyenlerin işi savaş isteyenlerin işinden daha zordur. Barış savunucuları diğer grupların yanı sıra aynı zamanda savaş isteyenleri de bu karalarından caydıracak ikna ediciliği göstermek zorundadırlar.
Bu ülke, bu coğrafya, bu insanlar çok acılar çekti çekmeye devam etmektedir. İşkence, sürgün, ölüm, göç, işsizlik, sefalet ne dersen yaşandı. Halen ülkenin dağlarında, sınırların ötesinde bulunan insanlarımız var. Bu sorunun bitirilmesi gerekiyor. Elbette sorunun çözümü aşamalarında yıllardır yanlış bilgilendirme ve kışkırtmalar nedeniyle farklı düşünmeye yönlendirilmiş insanların, olaylardan dolayı uğradıkları kayıplar nedeniyle canı yanan insanların ortaya koyacakları tepkiler olacaktır. Bunları da metanetle karşılamak gerekir. Buna rağmen barış çabalarını sekteye uğratmamak lazım.
Son gelinen süreç yeniden uzlaşı arayışı çabalarının mümkün olduğunu göstermiştir. Cumhuriyet bayramında bölgede sergilenen tavır da olumlu bir katkı sunmaktadır diye düşünmekteyiz. Belediye başkanlarının Cumhuriyet bayramı törenlerine katılmış olmaları olumlu bir adım olarak değerlendirilmelidir. “Türkiyelilik” nasıl ortak bir kavram olarak uzlaşı mantığının temel taşlarından birisiyse, “cumhuriyet” de aynı değerde değerlendirilmesi gereken bir kavram olarak görülmelidir.
Herkesin kendi kimliği ile kendi renkleri ile kendi kavramları ile cumhuriyeti kutlaması, Türkiyelilik bilincini yüceltmesi, ülkeyi barış ve kardeşlik ortamında ileriye taşıması desteklenmesi gereken tavırlar olarak algılanmalıdır. Ancak bunları kabul etmenin de uzlaşı ile mümkün olduğunu da hatırlardan çıkarmamak gerekiyor.
Cumhuriyet bayramında gördüğümüz uzlaşıyı diğer alanlarda da görmek dileğimizdir.
Next