Türkiye’de insan Hakları konusunda çalışma yürüten kesimlerin gündemlerinde kurulması düşünülen “Ulusal İnsan Hakları Kurulu” tartışmaları var. Hükümet kanadında böylesi bir çalışma yürütülürken konuyu yakından takip eden ve tartışmaya açan İHOP (İnsan Hakları Ortak Platformu) bileşenleri ile sorunu gündeme taşıyıp tartıştırıyor. Bu amaçla geçen hafta sonu Diyarbakır’da Bölge İnsan Hakları Derneklerinin katılımı ile bir toplantı gerçekleştirildi.

Öncelikle İHOP hakkında bir açıklama yapmak gerekiyor.İnsan Hakları Ortak Platformu; İnsan Hakları Derneği,Mazlum-Der,Uluslar arası Af Örgütü,Helsinki yurttaş hareketi bileşenlerinden oluşuyor.Amaç; bu alanda faaliyet gösteren kesimlerin üst düzeyde benimsedikleri alanlarda ortak hareket etmeyi sağlamak.

İHOP ve bileşenleri bu arada “Ulusal İnsan Hakları Kurulunun” kurulup kurulmaması yada kurulacaksa nasıl bir tavır geliştirilmesi konusunda politika belirlemeye çalışıyorlar. Bu amaçla Ankara; Diyarbakır ve İstanbul’da toplantılar tertiplenmiş. İlk İki toplantı gerçekleştirildi üçüncü toplantının gerçekleştirilmesi ile konu hakkındaki düşünceler daha da netleşecek.

Konu Türkiye’de İnsan Hakları alanındaki çalışma ve uygulamaları takip edecek bir kurulun resmi olarak kurulmasının yararlı mı yada zararlı mı olacağı. Ülkemizde Meclis İnsan Hakları komisyonu, İnsan Hakları Kurulu başkanlığı, cezaevleri izleme komisyonu gibi bu alanda resmi olarak çalışan komisyonlar mevcut ancak bu komisyonların etkili sonuçlara olaşamadığı ve sonuç taleplerinin tavsiye niteliğinde olduğunu göz önünde bulundurursak resmi anlamda bu işlerin iyi yürüyemediğini söylemek çok da zor değil. Örneğin cezaevleri izleme komisyonları var ama her gün cezaevlerinde başta sağlık hakkı olmak üzer birçok hakkın ihlal edildiğini duyuyor, okuyor ve gözlemliyoruz eğer ortaya çıkacak oluşum böylesi bir yapıda ise zaten olumlu bir sonuç beklemek abesle iştigal olur. Valiliklerde kurulun İnsan Hakları Kurulu başkanlıklarına yapılan başvurular değerlendirildiğinde ise nasıl bir sonuç ile karşı karşıya olduğumuz ortada.

Ancak BM’nin kabul ettiği uluslar arası kurullar çerçevesinde Paris ilkelerine uygun bir yapılanmanın oluşturulması durumunda böylesi bir kurulun oluşturulmasının tartışılabilir olduğunu düşünüyoruz. Kamu kaynaklı olması durumunda etki altında olacağı endişelerine rağmen Paris ilkelerinin kabulü halinde böylesi bir kurulun yararlı olabileceği de düşünülmelidir. Buna göre Kurul öncelikli olarak;

 Anayasal güvencesi olan bir kurul olmalıdır.

Yasal kurallara bağlanmış mali özerkliğe sahip olmalıdır

Personel atamaları kanuni ilkelere bağlanmış olmalıdır.

Personel’in kendi alanında bağımsız hareket edip politikalar geliştirmeye yönelik güvencelerinin sağlanması gerekmektedir.

Kararlarının tavsiye şeklinde değil yaptırım gücüne sahip olması gerekmektedir

Teşkilatlanma ve ulaşılabilirliği olmalıdır.

Buna birçok madde daha eklemem mümkündür. Bu prensipler içerisinde bir yapılanma sağlandığı zaman böylesi bir kurulun yararlarının zararlarından daha fazla olabilme ihtimalinin yüksek olduğunu düşünebiliriz.

Kaldı ki bu alanda böylesi bir kurumlaşmanın sağlanması halen faaliyet gösteren sivil unsurların görevlerini bırakacakları anlamı çıkmıyor. Kurum yüklendiği misyonu yerine getirmekten uzak politikalar yürütürse tamamen işlevsellikten uzaklaştırılması gibi bir yaptırım da uygulanabilir.

Sonuç olarak Türkiye’de Ulusal İnsan Hakları Kurumunun kurulması Paris ilkeleri ışığında ve yasal güvencelerinin sağlanması temel ilkeleri doğrultusunda olumlu yaklaşılmasının yararlı olacağını düşünmekteyiz.Bu yaklaşım dışındaki yapılanmaların bu alanda faaliyet gösterenleri boşa çıkarma gibi bir anlayış ve zihniyeti ortaya çıkaracaktır ki bizim böylesi bir zihniyeti desteklememiz söz konusu olamaz.