Diyarbakır´da tutuklanan ve haklarında verilecek kararı bekleyen başta Belediyemiz Başkanı olmak üzere bölge insanlarının elleri kelepçeli görüntüleri uzun süreler hafızalardan silinmeyecek. Sayın Atalay´ın televizyon ekranlarındaki görüntüleri ve eşi ile çocuklarından ayrılma sahnesi ise gerçekten de duygulu anların yaşanmasına sebep olmuştu. Diyarbakır Belediye Başkanı Sayın Osman Baydemir´in duygulu bir anda sarfetmiş olduğu sözlerde sanki normal bir günde söylenmiş gibi tepkilere neden olması da Kürt insanını derinden yaralamıştır.
Bölgede işlenmiş bir çok faili meçhuller ve katliamlar daha sonradan anlaşılmıştır ki itirafçılar ve taşeron örgütler aracılığı ile yapılmıştır. İnsanlar sindirilmiş, yarından öteye garantileri kalmamıştır. Bölge bir kan gölüne çevrilmiş, göçler yoluyla büyük kentlerde umutsuz, yarınsız tehlikeli bir kuşak oluşmuştur.
Türk milleti ile Kürt milleti arasında herhangi bir sorun yoktur. Olamazda. İstisnai olarak faşist olanlar hem Türk ve hem Kürt´ten çıkabilir. Yaşanan bu olaylar her iki ulusa da zarar vermiştir. Önceleri çokça Kürtleri etkilemiştir. Türkler bilinçli veya bilinçsiz olarak bu durumdan yeterince haberdar edilmemiştir. Ancak askere giden evlatlarını kaybetmeleri sonucu bir sorun olduğunu fark edebilmişlerdir. Daha sonra yangına dönen büyük kentler, sorunun hiçte öyle birkaç münferit olaydan kaynaklanmadığını ortaya koymuştur.
Haçlı ordularına karşı Türk ve Kürt milleti birlikte karşı koymuştur.
Osmanlı´nın savaşlarında Türk ve Kürt milleti birlikte savaşmıştır.
Çanakkale savaşında Türk ve Kürt çocukları birlikte şehit olmuştur.
Kurtuluş savaşında Türk ve Kürt milleti yan yana çarpışmışlardır
Ne olduysa işte bu dönemden sonra olmuştur. Hollywood yapımı bir film gibi her şey baştan kurgulanmış ve kâbus dolu yıllar başlamıştır. İlk anayasada yazan Türkler ve Kürtler kurucu milletlerdir ibaresi, yerini “bu vatanda yaşayan herkes Türk´tür” diye değişmiş ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı coğrafyalarda “ne mutlu Türküm diyene” yazısı yazılmaya başlanmış ve dahası Kürtçe konuşanlar cezalandırılmış ve Kürtçe “yasaklı diller” diye sınıflandırılaraktan tuhaf bir uygulama şekline gidilmiştir. Aslında rahmetli Atatürk biraz daha yaşasaydı sanırım birçok soruna çözümler getirecekti.
Şimdi Türk´ün Kürt ile imtihanı dönemini yaşıyoruz. 80 yıllık hatalardan dönmenin vakti geldi de geçti. Bir Türk kendisi için ne istiyorsa Kürt içinde istemesinin zamanıdır. Bu konuda mevcut Hükümet yetkilileri ile temaslarda bulunuyor, soruna nasıl bir çözüm arayışında olduklarını soruyoruz. DTP´nin kapatılması ve elleri kelepçeli seçilmişlerin bir yerlerden basına servis edilmesinden ötürü son derece üzüntülü olduklarını dile getiriyorlar. Bu durumun partileri ile hiçbir ilgisinin olmadığını defaten deklere ettiler. DTP´nin kapanması Anayasa Mahkemesinin işi ve güçler ayrılığı ilkesi gereğince bir şey yapmalarının mümkün olmadığını ifade ediyorlar. Belediye Başkanlarının yakalanması olayı ise Emniyet güçlerince yapılan bir dizi teknik takip sonucudur diyorlar. Peki Guantanamo Esir Kampı tarzındaki kelepçeli görüntülere ne demeli? diye soruyoruz. Bu durumdan hemen hepsi rahatsız olmuşlar. Bilinçli olarak yapıldı diyorlar. Aslında partinin kapatılması ve Başkanların yakalanması olayı pimi çekilmiş bir el bombası misali AKP´yi endişelendirmiş. Çünkü Kürt sorununu çözecek yasal düzenlemelere gidildiği ve Ergenekon Terör Örgütü ile mücadele edildiği bir dönemde bu tür olayların yaşanması kendilerini de zora sokmuş. Adeta “Kürt Açılımının” sabote edildiğini vurguluyorlardı.
Hassa bir dönemden geçiyoruz. Roman vatandaşların yerlerinden-yurtlarından ayrılmaları bile Türkiye´nin nasıl bir hassas dengede olduğunu vurguluyor. Sayıları on milyonları ifade eden Kürtler ile bir o kadar kalabalık Türklerin bir anda etnik bir çatışmaya girmesi durumunda neler yaşanabileceğini, Üniter Devlet yapısını geçin, Orta Doğu´da nasıl bir dalgalanma yaratacağını varın siz düşünün. Türk ile Kürt arasında bir sorun yok. Sorun, Ergenekon Terör Örgütü ve benzeri faşist yapılar ile demokratik ve barışçıl insanlar arasında yaşanan bir var olma savaşıdır. Savaş, hukuk tanımaz karanlık güçler ile hukuka inanan aydınlıkçılar arasında “yarına kim kalacak?” savaşıdır.
Next