Çocukluk, gençlik ve olgunluk yaşına yakın yıllarımın geçtiği Tekel, yeni adı ile ‘Gülistan caddesi’yle anılarımın bir kısmı gittiğim kahvehanedeki şahıslar ile olan yakınlaşma veya izlenimlerimi kapsar. Evimize yakın olması sebebiyle caddenin karşısındaki iki dükkanın birleştirilerek, tek dükkan haline geterilen kahve; takıldığım mekandı. Mahallenin tüm gençleri oraya gelirdi. İşten artan zamanlarımı kahvede geçirmek için vaktin geçmesini o kadar isterdim ki! Bu gün yaptıklarıma inanmakta güçlük çekiyorum.
*
Caddedeki tek kahveyi Mustafa Öncü adlı bir genç ile lakabı ‘Nano Musto’ ile anılan biriyle ortak işletiyordu. Bitişikteki dükkanda kahvenin ortaklarından ‘Nano Musto'nun kayın babası ‘Çavuş’ lakaplı yaşlı bir şahıs, karma markalı beyaz eşya ticareti yapıyordu. Başında kasket, beyazlaşan saçı ve bıraktığı tuhaf bıyıklarını boyatıyordu. Her mevsimde giydiği ceketin altındaki yeleğine bir köstekli saat takardı. Emeklilik sonrası başladığı ticaret, uzun sürmemiş dükkanı kapatmak zorunda kalmıştı.
*
O zamanlar bu kadar farklı ticaret yapan esnaf yoktu. Cadde bir birlerine bir kaç metre mesafe uzaklıkta bakkal dükkanları ile namı değer ‘Kekko Hasan'ın birahanesi vardı.
*
Birahane müdavimleri günün aydınlık zamanlarını kahvede geçirirdi. Arada birileri birahaneye girdiğinde etrafta bekleşen beleşçiler birahaneye dalar, şahsın masasına otururlardı.
*
Masanın kurallarını bilmiyordum. Ancak! Masaya oturan şahıs masasına gelen davetsiz misafirleri masasından ayrılmaları için uyarması, meyhane kurallarına tersti. Bunu yapmayı gururuna yedirmez, masasına ilişenleri istemeden kabullenirdi.
*
Alkollü içecekler‘bedava’ olunca bardaklar bir biri ardına boşanır, bu arada masanın konukları hesabı ödeyecek şahısa olmadık iltifatlar yaparak, onu galeyana getirirlerdi. "Sen kralsın ağabey, biz senin gibi samimi içten birine rastlamadık. Üstelik mert ve delikanlısın" dedikleri an, adam kendinden geçerdi.
*
‘Kekko Hasan’ hesabı almaya geldiği zaman kimse elini cebine atmazdı. Kendinden geçmiş kadar sarhoş olan müşteri sendeleyerek ayağa kalkıp; "Yok ben ödeyeceğim olmaz" derdi. Masada bulunanların hiçbiri de buna engel olmazdı. Beleşçiler, bir kaç güzel sözle müşteriyi uğurlayarak, kahveye geri dönerlerdi.
*
Kahvenin müdavimleri sadece oyun için orada bulunanlardı. ‘Hikmet usta’ adı ile tanıdığım şahıs oldukça yaşlıydı. O’nu kıraathaneye ilk girdiğiniz zaman duvara yakın olan bir masada duvar tarafında tahta sandalyede otururken görürdünüz. O kadar zayıftı ki! Ayaklarını bağdaş kurarak, ahşap sandalyede otururdu. Genelde çay içerdi. Çaya şeker atmaz ‘gırtlama’ tarzında içerdi.
*
Akşam geç saatlere kadar kahvehanede oyun oynayarak, vakit geçirirdi. Nadir olarak kahveyi erken terk ettiğini hatırlıyorum. Hatay'lıydı, elinden her iş gelirdi. Son mesleği inşaatlarda yaptığı inşaat kalıpçılığıydı. İlerleyen yaşı, bu mesleği sürdürmeye izin vermiyordu. Kahvehanede bir kaç metre uzakta bir binada kiracı olarak ailesi ile birilikte yaşıyordu. Yıllarca çalışmasına rağmen bir ev sahibi olamamıştı. Kızı ve oğlu ile ilkokulu ve ortaokulu birlikte okumuştuk.
*
Dökülen dişleri çenesinin biraz daha fazla kapanmasına neden oluyordu. Oyun oynamadığımız zamanlarda oturur, sohbet ederdik. Yaşlılarla rahat anlaşırdım. "Hele bir bak" diyerek başladığı konuşmasını kesmeden dinlerdim. Bunca yıl çalışıp bir ev sahibi olamamasını merak etmeme rağmen hiç sorma ihtiyacı duymamıştım. Belli ki bir nedeni vardı. Bu da o’nun özelliydi, beni ilgilendirmezdi. O da bu konuyu açmamıştı zaten.
*
Bir kaç düşük sandalye ve masadan başka tahtadan yapılmış etrafında yüksek tahta sandalyeler, kahvehaneye girdiğinizde ilk göze çarpanlardı. Duvarın köşesine yüksekçe bir yere konan televizyon günboyu açık olmasına rağmen kimse izlemezdi.
*
Ön cephesi Tekel caddesine bakan, kahvehanenin sağ cephesi yirmi metre gerisindeki caddeye bağlayan sokağa bakıyordu. Dükkanlarda kepenk kullanılmamıştı. Kahvehanenin iki açık cephesini demir profilden yapılmış camekanla kapatılmıştı. Bu nedenle güneşin ışığı; ortamı gün boyu aydınlatıyordu.
*
Kıraathane girişinin karşısındaki köşeye briketten bir yükselti yapılarak, semaver ve çay bardaklarının konacağı bir tezgah yapılmıştı. İçilen çay bardakların yıkanması sırasında kullanılan sıcak suyun konduğu bir orta büyüklükte bir çinko tabak vardı. Arkadaki duvara bir raf monte edilmişti. Rafta müşterilerin oyun oynaması için kullandıkları iskambil kağıtları vardı. Televizyon sehpasının altındaki masada okey oynamak için kullanılan taşlar ve ıstakalar düzenli şekilde yerleştirilmişti.
*
Düşük bir masaının üstüne üç adet tavla seti konmuştu. Semaver tezgahının önündeki masada camdan yapılmış, üstü bir kapakla kapanan sandıkta çay şekerleri bulunurdu. Yanındaki sandıkta ise çay yapımında kullanılan, içinde çay bulunan torbaların konulduğu bir başka sandık bulunuyordu. (Sürecek)
Next