Son adı TTA Tütün yaprak işletmesi olan İlimiz Havaalanı kavşağında bulunan tesislerin durumu ile ilgili olarak son aylarda çok yazı yazıldı, haber yapıldı. Gelişmeleri pür dikkat ve hassasiyetle izlemeye gayret ettik. Hassasiyetimiz iki nedenden kaynaklanıyordu.
Birincisi Kamu bürokrasisini ve işleyişini bildiğimiz için ihtiyaç belirlenmesindeki ve önceliklendirilmesindeki algılayışı öğrenmek istedik.
İkincisi ise Kentin üretimine, ekonomisine, istihdamına katkıları büyük olan bir sektörün nasıl bitirilmek istendiğini sonuna kadar izlemek istedik.
Türkiye’deki cezaevlerinin durumunun iç açıcı olmadığını en çok yazıp çizenlerden biriyiz. Cezaevinin kapasitesinin iki katı tutuklu ve hükümlü ile hizmet vermeye ya da hizmet sürdürmeye çabaladığını da biliyoruz. Aynı odada insanların nöbetleşe yatmak zorunda olduğu duyumlarını da alıyoruz. Dolayısıyla cezaevi koşullarının düzeltilmesi adına bir şeyler yapılması gerektiği ortadadır. Ancak bu bir şeyler Tekel binasını cezaevine dönüştürülmesi şeklinde gerçekleştirilmez.
Suç ve suçlu sayısını azaltma politikaları yerine cezaevlerini büyütme politikalarını izlerseniz başarısız bir sonuçla karşı karşıya kalırsınız. Memleketin üretim tesislerini kapatıp yerine cezaevi dikemezsiniz. Bunu artık anlamak lazım. Önünü gören, memleketini seven, huzur isteyen hiçbir aklıselim böylesi bir hareketi tasvip edemez. Bir üretim tesisini hastane yaparsanız anlarım. Okul yaparsanız anlarım. Üretime yönelik yeni bir tesise dönüştürürseniz anlarım ama bir üretim tesisindeki insanları dışarı atarak orasını cezaevine dönüştürürseniz işte bunu anlayamam.
Bu nedenle Sayın Valimiz Ahmet Turhan’dan, Ağır ceza reisimizden ve Cumhuriyet Başsavcısından istirhamım bu projeden bir an evvel vazgeçme yönünde adım atmalarıdır.
İkinci konuya gelince daha elim ve daha vahim bir konu olduğunu belirtmeliyim.
Tütüncülük ilimizin temel geçim kaynaklarından biriydi. Binlerce aile geçimini tütüncülükten sağlamakta böylece göç önlenmekte, insanlarımız yaşadıkları yerlerde çalışarak rızklarını kazanmaktaydı. Ancak her ne olduysa birilerini dışardan kumandaya basmasıyla tütün üretimine önce sınırlama getirildi. Bu yetmezmiş gibi ara geçişlerle kota uygulamasına başlandı. Kotalarda düşürüle düşürüle 50–60 kg haline getirildi. Yani bir aile yıl boyu çalışıp ürettiği elli kilogram tütünle geçimini sağlayacakmış!
İş bununla da bitmedi. Tütün üretimi sırasında Tekel tarafından alınan tütünlerin işlenmesi, sevk edilmesi ve saklanması sırasında binlerce insanımız çalışmaktaydı. Bölge ekonomisine katkı sunmaktaydı. Tütün üretiminin engellenmesi ile bu alanda çalışan insanların iş güçleri atıl kaldı. Çalıştıkları tesislerle binalar boşu boşuna duruyormuş gibi bir havaya sokuldu. Sonra da bu algılayış değerlendirilerek şimdi bu insanlar sağa sola savrulmaya çalışılmakta, binaları ellerinden alınmaya çalışılmaktadır. İlimizde bu şekilde son durumu ile mağdur olacak aile sayısı 485. Daha evvel de tekel çalışanlarına yönelik tabiri caiz ise operasyonlar yapılmış ve sağa sola gönderilmişlerdi. Şimdi ise kazandıkları hakları ellerinden alınmak istenmektedir. Böylesi bir uygulamayı meşru görmenin imkânı bulunmamaktadır. Bunca insanın kazanılmış haklarını yok sayarak onları sağa sola savurmak ne insan Hakları ile ne vicdanla alakalı değildir. İlla ki değerlendirmek istiyorsanız kazanılmış hakları ile birlikte bir kurumun emrinde görevlendirirsiniz o zaman anlayışla karşılanırsınız. Aksi takdirde yapılanların iyi niyetli çalışmalar olduğu fikrini kimseye kabul ettirtemeyeceğinizi hatırlatmak isteriz.
Bu nedenlerle iki konuyu tekrar hatırlatalım;
1- Tekel tesislerinin cezaevi olarak kullanılması fikri ve önerisi hem nitelik olarak hemde nicelik olarak yanlış ve eksik bir fikirdir. Bu tesislerin farklı şekilde kullanılması ilimiz için daha yararlı olacaktır. Cezaevi ihtiyacı bulunmaktaysa mevcut cezaevi arazisindeki boşluklar değerlendirilmelidir. Bu daha az maliyete gerçekleşecektir.
2- Tekelde çalışan emekçilerin haklarının korunması ve aile bütünlüklerinin dikkate alınması büyük bir yarar sağlayacaktır. İnsanları ekmekleri ile aile bütünlükleri arasında tercih yapmaya zorlamak ya da kazandıkları haklarını ellerinden almaya çalışmak sosyal devlet anlayışı ile izah edilebilir bir yanı bulunmamaktadır.
Her iki konuda da daha sağlıklı sonuçlara varılması dileğiyle.
Next