Komşumuz Suriyede beş yıldır sürmekte olan bir iç savaş yaşanmaktadır. Başlangıçta rejim ile muhalifler arasında başlayan çatışmalar daha sonra DAIŞ çetesinin devreye girmesi ile birlikte üçlü bir koro haline dönüştü.
Her ne kadar Suriye’deki iç savaşa direkt olarak katılan bir ülke olmasak da uygulamalarımız ve yürütülen politikalar nedeniyle bu savaşın ağır bedellerini ödeyen ülke durumuna düştük. Suriye’deki bir iki muhalif grup dışında herkes Türkiye düşmanı cephesine kaydoldu. Rejim zaten kaçınılmaz olarak karşı cephede yer aldı. Çünkü muhaliflerin birçok toplantısına ev sahipliği yapan ülke Türkiye oldu.
Sadece bu kadar da değil. Sınırdan muhaliflere silah yardımından tutun da insan yardımına kadar birçok alanda destekler sunuldu rejim muhaliflerine.
Sürece dünya devleri katılınca da işin boyutları da rengi de değişmeye başladı. Mevcut durumda ABD ve Rusya öncülüğünde sürdürülmekte olan bir güç gösterisi var. Nitekim bunca olup bitinden sonra geçici de olsa bir ateşkes sağlanması yine bu iki süper ülkenin almış olduğu karara bağlanmış durumda. Bunların dışında alınan kararlar ve yapılan konuşmaların hepsinin boş olduğunu net olarak görmüş olduk.
Bu ateşkesin hazırlık çalışmaları kapsamında bir takım toplantıların yapıldığını da biliyoruz. Almanya’da son olarak yapılan toplantı da bu toplantılardan birisidir. Bu toplantıya katılan birçok ülkenin yanı sıra Irak Bölgesel Kürt Yönetimi veya Irak Kürdistan’ı başkanı Mesut Barzani’nin de bu toplantılar münasebeti ile 12 Şubattan itibaren Almanya da bulunduğu belirtildi.
Bu konunun satır arasında kaybolmasına rağmen oldukça önemli olduğunu vurgulamak gerekiyor.
Neden?
Çünkü Suriye’deki savaşın temel aktörlerinden biri de şüphesiz Kürtlerdir. Kürtlerin durumu gözetilmeden Suriyede barış sağlanması oldukça zor bir durumdur. Nitekim üzerinde anlaşmaya varılan geçici ateşkese DAIŞ ve El Nusra cephesinin dahil olmadığı belirtildi. Peki, bu güçlerle olan savaşı kim yapacak?
DAIŞ ile mücadelede de El Nusra ile mücadele de de aktif olan temel güç şüphesiz Demokratik Suriye Cephesi unsurları. Bu gücün içindeki en aktif kesim ise Kürtler. O halde Kürtlerin durumu konusunda da bir belirleme yapmak gerekiyor. Türkiyenin Demokratik Suriye cephesinin Suriye ile ilgili düzenlenen toplantılara katılmasını engellemek için güç sarf ettiğini herkes biliyor. Yine herkes biliyor ki bu gücü dışarıda tutarak bir sonuca ulaşmanın imkânı da bulunmuyor.
O halde 29 Şubatta yapılması planlanan görüşmelerde Kürtlerin nasıl temsil edileceği konusunda da bir muammalık var. Bunu aşılması anlamında Barzani’nin Almanya ziyaretini ve görüşmelerini değerlendirmekte fayda görmekteyiz. Çünkü Türkiyenin KDP üzerinden ve ENKS temsilliyetine soğuk bakmadığı bilinen bir gerçek. Lakin asıl mesele şu; Eğer Demokratik Suriye Cephesi bileşenleri ikna edilmez ise ve belirttiğimiz bu yapılara temsilliyet sağlanmaya çalışılırsa durum nasıl olacak?
İyi olmayacağı kesin.
Üstelik böylesi bir durumun hem Suriye özelinde hem de Irak bölgesel Kürt yönetiminde nasıl sorunlar doğuracağı da Sayın Barzani tarafından iyi biliniyor. Bu nedenle eğer Almanya görüşmelerinden temsilliyetle birlikte bir ara formül bulma konusu da gündeme gelmiş ise bunun Türkiye’deki çatışmalı ortama da katkılarının olma olasılığı olabilir.
Önemli bir diğer husus ise Suriye’deki ateşkesin bize yarayıp yaramayacağı yani bizdeki iç çatışmaları etkileyip etkilemeyeceği. Çünkü bilinmektedir ki içerdeki ateşin alevlenmesinde Suriye’deki çatışmaların da büyük payı bulunmaktadır. Eğer bu alanda bir iyileşme ve anlaşma ortamı doğarsa politik söylemlerin de normale dönme imkanı doğabilir. Buradaki hesapların yansımaları olumluya evrilebilir ve biz de bu baharda daha çok tehlike ile karşı karşıya kalmaktan kurtulabiliriz.
Suriye’deki durumun bizde yarattığı etkilerden biri de şüphesiz artık Suriye’deki Kürtlerin Türkiye’ye olan güvenlerinin azalmış olmasıdır. Bu karşılıklı güven azalması doğal olarak içerdeki ilişkilerin seyrine de etki etmektedir. Çünkü Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun da yaptığı açıklamasına göre Türkiye’de hükümetin çözüm sürecini askıya alma kararı Kobani eylemleri sırasında ortaya çıkan durumdan kaynaklanmış. Yani başbakanın açıklamasını yorumlarsak eğer 6-7 Ekim olayları olmasaydı belki çözüm süreci şimdi çok dahi iyi bir noktaya gelmiş olacaktı. Lakin Kobani de ortaya konulan yaklaşım Kürtlerin tepkisine neden olunca bu durum farklı değerlendirildi ve süreç bu hale geldi. Bundan yola çıkarak şunu söylemek mümkün eğer ilişkiler Suriye’deki durumundan kaynaklı olarak bu hale geldiyse neden Suriye’deki yeni gelişmelerden kaynaklı olarak tekrar düzelme yoluna girmesin?
Tabi bu bizim iyi niyetli bakış açımızı ortaya koyuyor. Belki de çözümden ve barıştan yana olduğumuz için her şeyi olumlu düşünmek istiyoruz. Öyle ya herkesin bu kadar gergin olduğu bir dönemde ateşkesten umut beslemek de bizim gibi iyi niyetlilerin haleti ruhiyeleri olabilir!
Next