Ülke genelinde olduğu gibi ilimizde de gündem giderek yerel seçim tartışmalarıyla kızışıyor. Siyasi partiler kamuoyunun önüne en iyi niteliklere sahip olan adaylarla çıkmanın telaşı içerisinde. Çabalar, gayretler bu yönde sürmekte. Kimileri gizliden gizliye çalışmalar yürütürken kamuoyunun merakla izlediği partiler ise tek hamlede en iyi vuruşu yapmanın hesaplarını yapıyor.

Farkında mısınız bilmiyorum ama yerelde ve genelde iktidar olan siyasal partiler kamuoyunun kafasını öyle bir yönlendirdiler ki sanki kendi adayları dışında kimse bu seçimlere katılmayacakmış havası var. Oysa muhalefette olan partiler de bu yarışta var ve onların potansiyeli beklide kazananı etkileyecektir. Bu ayrı bir makalenin konusu yinede hatırlatmakta fayda gördüğümüzü belirtmek gerekir.

Bugün üzerinde duracağımız konu sivil Toplum kuruluşlarının yerel seçimler için aday çıkarıp çıkarmamasıdır.

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki her özgür bireyin hakkı olduğu gibi sivil Toplum kuruluşlarının içende yer almış yönetici konumunda olsun olmasın herkesin, seçimlerde Aday adayı ya da aday olma hakkının var olduğudur. Hiç kimsede STK’larda görev almış insanların seçimlere katılmasını eleştirme hakkının bulunduğunu sanmıyorum. Zaten yapıları itibariyle siyasal iktidarlara baskı unsuru olarak kurulan ve gelişen sivil toplum kuruluşlarının siyasetçi yetiştirme potansiyeli mevcuttur. Hatta kurumsal kimlikleri ile yaptıkları seçimlerde bu deneyimi yaşamış insanlardırlar. STK’larda genel başkanlık düzeyinde siyasete girme eğilimlerinin bulunduğu ve bugüne kadar birçok STK temsilcisinin milletvekili sıfatı ile mecliste görev yaptığı somut yaşam gerçeğimizdir.

Bu somut gerçeğe rağmen yerelde STK temsilcilerine kamuoyunda duyulan ya da duyulduğu izlenimi yaratılan aday olup olmama tepkisi neden kaynaklanıyor?

Bunu somut nedenlere dayandırmak mümkün;

1- STK yöneticiliği konusunda yeterli olduğuna inanıldığı halde siyasette istenen kriterlere sahip bulunmadıkları inancı ya da yargısı

2- Yönetim kurulu seçimleri döneminde seçilmek için yaptıkları çalışmaların amacının kurumlarını yönetmek için değil de siyasete atılmak için çabaladıkları ve kurumsal kimlikleri sıçrama tahtası olarak kullanmaya çalıştıkları inancı

3- Seçim sürecindeki tartışmaları sonucu muhalefetin kulvar dışına itilmesi nedeniyle koltuklarını bırakmaları durumunda mücadele ettikleri alanda boşluk doğabileceği inancı

4- Kişisel kaygılar

Bu ve benzeri nedenlerle kamuoyunda sivil Toplum kuruluşu olan Sendika, dernek, vakıf ve benzeri kurumların yönetimlerinde yer alan şahsiyetlerin yerel seçim adaylıklarına soğuk bakılmaktadır.

Sanırım bu gelişme STK’ların iç çekişmeleri ve iç hesaplaşmaları ile bağıtlandırmak da mümkün. Öyle anlaşılıyor ki STK’lara karşı bir güven bunalımı yaşanmaktadır. STK temsilcileri seçimde aday olurlar mı olmazlar mı bilemeyiz ancak kendilerini gözden geçirmeleri gerektiği konusunda somut bir eleştiri ile karşı karşıya bulundukları gerçeği de artık gizlenemeyecek bir gerçek.

Her alanda olduğu gibi demokrasinin gelişip yerleşmesi için vazgeçilmez temel kuruluşlar olan STK’lardaki anlayışın değişmesi gerekmektedir. Bunun birinci şartlarında biri de ahdevefadır. Mücadele tarihinde görev almış insanları hatırlamayan, gerekli özeni göstermeyen hareketlerin, süreklilik kazandıkları gittikçe geliştikleri görülmemiştir. Geçmişten ders alıp ileriye, yolu aydınlatarak ilerlemenin yolu kazanımlara sahip çıkıp yeni kazanımlar elde etmekten geçer. Yıkımın kolay, inşa etmenin zor olduğu, kaybetmenin basit kazanmanın zor olduğu, dayanışma olasılığının dışında bütün alternatiflerde küçülmenin söz konusu olduğu sivil demokratik örgütsel yaşamda unutursanız, unutulursunuz. Çizerseniz, çizilirsiniz gerçeğini unutmamak gerekir.

Bu gerçek perspektifinde mevcut durumdan yararlanarak bir toparlanma sürecine girmenin STK’lar açısından olumlu bir imaj yaratacağını düşünmekteyiz.

Büyük fedakârlıklarla görev yapan STK temsilcisi dostların kendilerine yönelen eleştirilerin üstesinden gelip örnek olma sürecini yaşatacaklarına inanmaktayız.