Demokratik özerklik projesinin bir örneği olarak ortaya çıkan Suriye’deki kantonlara saldırı olayları ile sarsıntı geçiren çözüm süreci nihayet Başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın da değişi ile rayına girmiş görünüyor.
Bu sürecin sarsıntı geçirmesinin nedeni DAİŞ çetelerinin Kobanê saldırılarında Türkiyenin takındığı tutum oldu. Türkiye Kürtlerin özerk bir yapısından ziyade Esat rejiminin düşmesi ile uğraşıyor. Çünkü bütün planlarını buna göre yaptı ve neredeyse bir Türkiye ordusu gibi algılanan Özgür Suriye Ordusu üzerinden taraf rolünü üstlendi. Ancak gelişmeler planlandığı gibi gitmedi. Esat rejiminden daha tehlikeli bir yapı olan DAİŞ çetesi ortaya çıktı ve her tarafı kesmeye başladı ta ki Kürtlerle karşılaşıncaya kadar. Tam bu noktada Kürtler direnmeye başlayınca planlar da suya düştü. Çünkü düştü düşecek denilen Kobanê hale düşmedi ve üstelik uluslar arası kamuoyundan destek almaya başladı. Savaş şu anda ABD şemsiyesi altında sürüyor. Bu da Türkiyenin planlarına uygun değil. İkinci önemli fikir ayrılığı ise hükümetin Suriye’deki Kürtlere bakış açısında ortaya çıkıyor. Hükümet YPG güçlerini terörist olarak gördüğü DAİŞ çeteleri ile aynı kefeye koyuyor. Bununla yetinmiyor buradaki Kürtlere yapılan saldırıları kendisine yapılmış olarak görmüyor. Bu konuda Kürt yurttaşların düşüncelerine ve hassasiyetlerine bakmıyor. Durumu Suriye içindeki bir sorun olarak görüyor ve bananecilik oynuyor. Oysa Kürtler Suriye’deki Kürtleri kendilerinden görüyorlar ve buraya yapılan saldırıyı da kendilerine yapılan saldırı olarak algılıyorlar. Bu durum da ortaya çelişki olarak çıkıyor.
Bu ve benzeri farklılıklardan dolayı Kürtler tepkilerini ortaya koymak için 6-7 Ekimde sokaklara çıktılar. İşi abartan gruplar yüzünden demokratik tepkinin cılkı çıktı ve bazı yerlerde iş talancılığa büründü ki bu kimsenin tasvip ettiği bir durum değildi. Bu olaylarda 50’ye yakın yurttaşımız yaşamını yitirdi. Suçlamalar karşılıklı sürdü ancak sonuçta görüldü ki zaten yanlış olan sonuçlar eleştirilerle ortadan kaldırılamıyor. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olmamak için aklıselim devreye girdi ve taraflar kaldıkları noktadan süreci sürdürmek için tekrar bir araya gelmeye karar verdiler.
Bu çerçevede gündemde olan Abdullah Öcalan’a sekreterya oluşturma, görüşme heyetinin genişletilmesi, gözlemci heyetinin kurulması gibi konular tekrar gözden geçirildi. Son İmralı ziyareti de göstermektedir ki adaya gidecek heyet konusundaki sıkıntılar aşılmış durumda. Konunun diğer çalışmaları için de imralıdaki PKK’li tutukluların bir bölümünün değiştirildiği vurgulanıyor. İzleme grubunun ise Akil insanlar heyetinden oluşturulması söz konusu. Yani görüşmelerin müzakereye evrilmesi sürecinde sıkıntı görünmüyor gibi.
Hükümet ve görüşme heyetinden edinilen izlenimler tarafların çerçeve konusunda anlaştıklarını gösteriyor. Her iki taraf da samimiyetten söz ettiğine göre atılacak ilk adımların nereden geleceği konusu önemli olacak. Kürt kanadı geri dönüş, ateşkes ve benzeri adımlar için yasal güvence istiyor. Öyle anlaşılıyor ki hükümet kanadı da yürürlükteki düzenlemelerle başlanılmasından yana. Yani hükümet bana güven diyor İmralı Habur meselesindeki durumu hatırlatıyor ve yasal güvenceyi alalım öyle adım atalım önerisinde bulunuyor. Ortaya çıkan özeleştiri verme meselesi bundan kaynaklı.
Yani her iki taraf da yoğurdu üfleyerek yeme çabasında. Lakin çözüm sürecinin bu aşamasından sonra kimsenin yan çizemeyeceğini her iki tarafında bilmesi gerekiyor. Gelinen nokta itibariyle artık restleşmenin de diretmenin de bir anlamı yok. Mademki çerçevede anlaşmaya varıldı. O halde güven meselesinin de aşılması gerekiyor. Her iki taraf da özverili davranma konusunda hassasiyet göstermelidir. Hükümetin anlaşmaya varılan konularda yasal değişiklik yapması geri atılan bir adım olarak görülmemelidir. Bu bir taviz meselesi de değildir. Çünkü insanların verilen sözlere güvenmesi için hükümetin de verdiği sözü yasaya çevirme konusunda dürüst olması ve samimi olması gerekiyor. Madem geri dönün diyorsunuz o zaman da zemini hazırlamanız gerekiyor. Buna karşılık PKK’nin de geri çekilme ve silah kullanmama konusunda netleşmesi gerekiyor. Hatta gerekiyorsa hükümetin veya devlet temsilliyetinin samimiyetini test etmek için bazı gruplarını göndermelidir. O zaman kimin ak kimin kara koyun olduğu daha net olarak görülecektir.
Bütün bunlara ek olarak belirtmeliyiz ki bir seçim sürecine giriyoruz ve hiç kimsenin çözüm sürecini seçim sürecine kurban etmeye hakkı yoktur. Birilerinin aklında seçim süreci mi, çözüm süreci mi çelişkisi varsa bunu bir an önce gidermesinden fayda var. Çünkü ortam seçim mi çözüm mü tartışmasını kaldıramayacak kadar hassas.
Next