Milli Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik, eğitim ve okul liderliği kavramlarının değiştiğinden bahisle, 40-50 yıl önceki yönetim anlayışı ile bugünün okullarının artık yönetilemeyeceğini belirtmiştir.
Yine konuşmasının devamında Sayın Çelik, "Bir okul müdürü düşünün, birlikte çalıştığı her insanı, eğer o yönetime katmazsa, ’başarılı bir yönetici’ demek değildir. Bir okulda, hademeden tutun teknik personele, idare memurlarından öğretmenlere, müdüre tüm okulun işleyişinde söz ve rol sahibi olanlar, bunun dışında okul aile birliği, öğrenciler, hepsi eğer bu halkanın içine dâhil edilmiyorsa, eğer onların düşünceleri değer bulmuyorsa, orada başarılı bir yöneticilikten söz etmek mümkün değildir. Okul idaresi, tüm öğretmenler, yardımcı personel, veliler ve öğrencileri sürece dâhil etmeyen, onlarla birlikte armonik bir çalışma sergilemeyen bir yönetici, asla başarılı bir yönetici değildir." Şeklinde doğru tespitlerde bulunmaktadır.
Ancak bakanlığı döneminde bir türlü sağlıklı bir atama yönetmeliğinin çıkmaması ve bundan doğan boşluktan illerdeki siyasi iradenin azami ölçüde faydalanmak istemesi yukarıda söylenenlerin hepsini boşa çıkarmaktadır. Siyasetin eğitime bu denli müdahil olduğu bir sistemde kurum olarak milli eğitimin ve okullarımızın ferdi ve genel olarak da öğrenci başarısının artırılması mümkün görünmemektedir.
Bir kuruma müdür hatta müdür yardımcısı olabilmek siyasilerin yakını veya yakınında olanların yanında olabilmek yetiyorsa bu şekilde atanan bir kurum müdürü ne kadar başarıyı yakalayabilir? Ya da bu soruyu şöyle sorayım: Siyasilerin icazetiyle herhangi bir kuruma müdür olarak atanan kişi kendini kime karşı sorumlu hissedecektir?Birlikte çalıştığı arkadaşlarına mı, kendisine o makamı bahşeden siyasilere mi? Ve her şeyden önce o müdürün okuldaki öğretmenler nezdinde meşruiyeti tartışmalı değil mi?
Eğitim devlet ve millet hayatını bu kadar yakından ilgilendirdiği halde neden siyasilerin en rahat hareket ettikleri ve müdahale edebildikleri bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır? Adamakıllı bir yönetici atama ve yer değiştirme yönetmeliği çıkmadığı ve geçici görevlendirme mantığı devam ettiği sürece ülkemizin bu alanda başarıyı yakalaması mümkün müdür?
Sayın Bakanın yukarıda sözünü ettiği yönetimi başarabilecek eğitim liderleri olabilecek kişiler okul müdürlüklerine atamaları yapılıyor mu?
Sayın Bakan da biliyor ki, illerdeki alt düzeydeki yönetici atamaları da dâhil olmak üzere atamaların birçoğunda siyasi otoritenin katkısı vardır. Şu husus dile getirilebilir: Her yönetim kendi ekibini oluşturup o ekiple çalışmak ister. Bu bir ölçüde makul sayılabilir. Ancak bu atamalar da ne yazık ki çok objektif kriterlere dayanmamaktadır.
Eğitim kurumlarında yöneticinin başarısının ölçüsü ne olmalıdır? Sınav odaklı sisteme göre SBS veya ÖSS sınavlarına daha bir üst okula / üniversiteye daha fazla öğrenci yerleştiren okulların yöneticileri başarılı mı sayılacak? Eğer bu bir ölçütse herhangi bir okula yerleşemeyenlerin sayısına bakarak aynı okulu başarısız da sayabilir miyiz? Aynı şekilde varoşlarda olduğu halde öğrencileri sanat ve spor alanlarında başarılar elde eden ama bir üst okula yeteri kadar öğrenci yerleştiremeyen okul yöneticilerinin başarısını nasıl değerlendireceğiz?
Okul ve kurum yönetiminde sadece kendini özne olarak gören, beraber çalıştığı insanların fikrini almaya tenezzül dahi etmeyen, yönettiği okulun başarısını yükseltmek şöyle dursun her yıl geriye götüren yöneticilerin varlığı da bilinen bir gerçektir. Bu durumdaki yöneticiler için hangi tür işlemler yapılmaktadır? Bu yöneticilerin oldukları okullarda okuyan öğrencilerin iyi yetişmemesinden hatta topluma zararlı birer birey olarak yetişmelerinden de bu yöneticiler sorumlu değil mi? Eğer bu yöneticilerin siyasi referansları güçlüyse zaten onlara dokunulamaz bile.
Şu soruyu da sormak gerekmez mi: Acaba Milli Eğitim Bakanlığı yukarıda sözünün ettiği yönetici tipinin yetişmesi ve yönetici olarak atanmalarını gerçekten istiyor mu? Yoksa fikir bazında kalınca daha mı etkileyici oluyor? Eğer hayata geçirilmeyecekse, eğer siyaset eğitime yön vermeye devam edecekse ve çocuklarımız eğitim yönetimi anlayışından yoksun yöneticilerin elinde heba olmaya devam edecekse konuşmanın ne anlamı kalacak?
Milli Eğitimin bilim ve teknoloji alanında yakaladığı başarılı ivmeyi eğitim yöneticilerinin yetiştirilmesinde de yakalaması gerekmektedir. Zira en mükemmel projeleri de uygulayacak olan da eğitim liderleri kadrosudur. Bugün yeni müfredat tam anlamıyla oturmamışsa, yöneltme işlemleri sağlıklı yapılamıyorsa bu projelere hem merkezi yönetimde hem de taşrada tam olarak inanmış eğitim liderlerinin azlığından kaynaklanmaktadır. Eğitim liderleri bulundukları okullarda öğretmen ve öğrencilere liderlik yapacak düzeyde değillerse, bu okuldan başarı beklemek hayalden ibarettir.
Bir de hasbelkader bir kuruma yönetici olarak atananlardan işgal ettikleri makamlardan ve kendilerini oraya getiren güçten destek alarak kendilerini bir süre sonra bulunmaz bir nimet gibi sanmaları, insanlara üstten bakmaları, kendilerinden başkalarını iş bilmez görmeleri, kendilerinin yaptıkları işleri çok önemli başkalarınınkini de değersiz görmelerini yukarıda bahsedilen hangi yönetici özelliğine dâhil edeceğiz?
Eğitim kurumlarımızın, yaptığı işin hedefinde, ürettiği projelerin uygulanmasında başkalarına hoş görünmek için değil de öğrencilerin başarısı ve eğitim kalitesinin artırılması için yapacak eğitim liderlerine ihtiyacı vardır.
Siyasilere de buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum. Lütfen elinizi eğitimden çekin. Eğer çekemeyecekseniz, o zaman referans olduğunuz kişilerin eğitim anlayışlarına, eğitim lideri olabilme düzeylerine, insanlarla kurdukları iletişime, vizyon ve misyon sahibi olup olamadıklarına, yüklendikleri sorumlulukları yerine getirip getireme düzeylerine lütfen bakınız. Şunu da bilin ki, bu alandaki her olumsuzluğun arkasında sizin de vebaliniz olacaktır. Yakınlarınıza makam ve mevki vererek geleceklerini parlatırken, yüz binlerce öğrencimizin ve ülkemizin geleceğini karatmayınız.
Sonuç olarak Sayın Bakanın yukarıdaki görüşlerine tamamıyla katılıyoruz. Ancak bunun söylemden pratiğe geçmesi konusunda da daha somut adımlar beklediğimizi ve yöneticilik alanında da ciddi bir reformunun yapılmasının zamanının geçmekte olduğunu belirtmek isteriz.
Next