Amerika Birleşik Devletlerinde ikamet eden bir Kıpti tarafından Resulullah (sav) ve ailelerine hakaret içerikli bir filmin hazırlanıp gösterilmesi, İslam coğrafyasında infiala sebebiyet verdi. Başta Libya, Pakistan ve Afganistan olmak üzere İslam coğrafyasının birçok yerinde protesto miting ve yürüyüşler düzenlendi. Libya’da ABD elçiliği basılıp büyük elçi öldürüldü. Bu hakaretler ilk değildir. Daha önce de gerek Selman Rüşdü ve gerekse Avrupalı bazı şahsiyetler tarafından da benzer iddialar ortaya atıldı. Onlar fırsat buldukça bu gibi çirkin oyunları sergileyeceklerdir. Çünkü onların varlıkları İslam’a düşmanlık üzere kurulmuştur. Müslümanların gafletinden yararlanarak cirit atmaktadırlar. Bu tezgahın baş aktörleri Yahudilerdir. Perde arkasında hep onlar görülmektedir. Hz. Meryem’e iftira atanlar yine onlardır. Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya’yı şehit eden yine onlardır. Hz. İsa’yı öldürmeye teşebbüs edenler, onlardan başkası değillerdi. Hz. Muhammed’i pasifize etmek niyetiyle Mescidi-Dırarı inşa etmekte yine onların parmakları vardır.. Cemel vakasında birçok sahabenin şehit edilmesine sebebiyet verenler yine onlardı. Saymakla örnekleri bitiremeyiz.
        Hz. Peygamberi tanımak için o dönemi ve o şartları bilmek gerekir. Arapların İslam’dan önce ve sonrasındaki konumları okumak gerekir. Güçlü olanın hep haklı olduğu, Bir kadının aynı anda onlarca erkekle evli olabileceği, kız çocukların diri diri gömülebildiği, kabileler arasındaki kan intikamının asırlardan beri devam ede geldiği, faiz, kumar ve soygunculuğun kol gezdiği, helva ve undan putların yapılıp saygı gösterildiği gibi cahiliyet dönemindeki çirkefleri bilmek gerekir. İşte Resulullah (sav), yukarıda bir kısmı zikredilen ahlakdışı davranışları ortadan kaldırmak için gece ve gündüzünü bir ederek yola koyuldu. Mazlumun hakkını almak için hilfu’l-fudul cemiyetine üye oldu. Cenabı Allah onu övüp buyurur ki: ‘’Biz Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.’’( Enbiya: 107 ) ‘’Ve Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin’’ ( Kalem: 4 )
         Resulullah (sav) diğer insanlar gibi acıkıp yiyordu, uyuyordu, hastalanıyordu, evleniyordu ve bir insanın sahip olduğu bütün sıfatlara o da sahip idi. Müşrikler onu kınayıp derlerdi ki: ‘’Bu ne biçim peygamber; (bizler gibi) yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor!’’(Furkan:7)
          Ancak zina,kumar,içki ve putlara saygı gibi bütün çirkef sayılan fiili ve sözlü davranışlardan uzaktı. Yalan söylememiş, güvenirliliğini yitirmemiş, verdiği sözü yerine getirmiş, dünya malına önem vermemiş, hep cömert davranmış, muhtaç ve düşkünlere yardım elini uzatmış, vefat ederken dünya malını arkasında bırakmamış, bir meclise gittiğinde önünden kalkmayı yasaklamış, meclisin üst köşesine değil, belki boş bulduğu bir yere oturmayı tercih etmiş, halkın giydiği giysiyle gezip krallar gibi giyinmemiş, arpa ekmek yemiş, saraylarda yaşamamış, intikam peşinde olmamış belki hep affedici olmuş, komşusu aç iken tok karınla yatmamış, köle ve cariyelerin azat edilmesi için hep tavsiyelerde bulunmuş, kadına ilk olarak miras hakkını tanımış ve zekâtin farziyetiyle birlikte ilk olarak işsizlik sigortasını uygulamaya geçirmiştir.
    İşte bu gibi karakterlere sahip Resulullah (sav) den söz ediyoruz. Aslında ehl-i Kitap denilen gruplar, son Peygamberi bekliyorlardı. Çünkü bu müjde, kitaplarında bulunuyordu. Ancak bu Peygamberin de kendilerinden geleceğini tahmin ediyorlardı. Mekke’deki Kureyş kabilesinden Arap olan birisine bu görev verilince, hemen karşı çıktılar ve değişik iftiralarla onu küçük düşürmeye çalıştılar. Ancak kıskançlık ve çekememezlikten kaynaklanan bu gibi tezgahlar netice vermedi ve insanlar bölük -bölük İslam dinine girdiler. Bizans ve Sasani devletleri O zamanın şartlarına göre ekonomi ve silah sanayinde Müslümanlardan kat- kat üstün olmalarına rağmen yine de kısa bir zamanda ortadan silindiler. Kan dökülmeden Arabistan’ın başkenti Mekke fethedildi. Çok sevdiği amcası Hz. Hamza’nın katili olan Vahşi’yi afetti. Resulullah’ın vasıflarını saymakla bitiremeyiz. Çünkü onun varlığı ve Peygamber oluşu alemlere rahmet idi. Öfke, kin ve intikam almayı bir kenara atmıştı. İnsanları dünya ve ahiret saadetine çağırıyordu. Bedduada bulunmaktan hiç de hoşlanmazdı.
     Bunlar, Resulullah(sav)’in bazı vasıflarıdır. Resulullah (sav) peygamberlik müessesinin son taşıdır. İnsanları şirk ve ahlaksızlıktan kurtarmak için gece gündüz uğraşmıştır. Hz. Musa, İsa ve diğer Peygamberler ne yapmaya çalışmışlarsa o da aynısını yapmıştır. Çünkü peygamberlik müessesesi dünyevi bir zevk ve eğlence müessesesi değildir. Belki insanların dünyada ve ahirette huzurlu olabilmeleri için davet ve tebliğ aracıdır. Bu davet bazı kimselerin alışkanlıklarına ters düşüp uykularını kaçırmış olabilir. Dolayısıyla da bunlar değişik karalama ve iftiralarda bulunmuşlardır. Resulullah’ı öldürmek için değişik tedbirlere başvurmuşlardır. Başı secdede iken çöplükten getirdikleri deve işkembesinin içindeki pisliği başının üzerine dökmüşlerdir. Eşi Hz. Aişe’ye iftirada bulunmuşlardır. Bundan daha büyük hakaret olabilir mi?
       Resulullah (sav)’in yaşamı incelendiğinde, kendisine peygamberlik gelip insanları tevhit inancına davet ettiği andan itibaren değişik hakaretlere maruz kalmış, ancak Müslümanların sayısı artıp güçlendikçe, hakaretlerin sonu da gelmiştir. Şu anda Müslümanların durumları yürekler acısıdır. Müslümanlar darmadağınık bir şekilde Kur’an’ın birleştirici atmosferinden uzaklaşıp Yahudi ve Hıristiyanların peşine takılmışlar. İdarecilerin çoğu onlara taşeronluk yapmaktadırlar. Hz. Resulullah’a hakaret eden şahıs, ABD. de ikamet etmektedir. Oysa şu anda İslam coğrafyasındaki idarecilerin çoğu ABD’ nin güdümünde ve onların direktifleriyle kalkıp oturmaktadırlar. Dolayısıyla da yumruklarını masaya koyacak anlayış ve kavrayıştan uzaktırlar.
       Müslümanların asri Saadet ruhunu yakalamaya çalışmaları gerekir ki düşmanları peygamberine hakaret etmeyi göze alamasınlar.’Kur’an’da buyrulur ki: ‘Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider.’’ (Enfal:46).
      Bu nedenle de Müslümanlar, geleneklere dayalı ve batının hegemonyasındaki dini bakış açılarını değiştirip Kur’an’ın ruhuna ve adalet anlayışına uygun birlikteliklerini sağlamadıkça bu gibi çirkin hakaretlerden kurtulamazlar. Fransa ve Danimarka’da da aynı çirkin manzaraları seyrettik. Bunlar yeryüzünde Müslümanların ağırlıklarını hisetselerdi, Müslümanların değerlerine saygılı olmak zorunda kalırlardı. Biz de her Müslüman gibi bu çirkin filmin yayınlamasını lanetleyip Müslümanların gaflet uykusundan uyanmalarına sebep olmasını Cenabı Allah’tan dileriz. Allah’a emanet olun!