Basın, halkın duyan sesi, işiten kulağı, haykıran sesidir. Gazetecilik akıl ve vicdanının kesiştiği nadir mesleklerden biridir. Gazeteci akşam evine götüreceği ekmek parasının derdinde olduğu gibi, bir gün sonra yazdığı yazı ve hazırladığı gazete ile de halkın olaylara bakışına mercek tutmaktadır.
Gazetecilik sadece baskı makinesi alıp matbaacılık yaparken arada birkaç haber yazmak da değildir. Gazeteler, fikir olarak kendilerini hazırlayan kişilerin veya bağlı oldukları grubun ya da patronların fikirleri doğrultusunda yayın yaparlar. Bununla beraber fikri beraberlikleri olmadığı halde bir araya gelip görüşlerini paylaşabilen insanlar da bir gazetede buluşabilirler. Burada ortak insani ve evrensel değerle ön plana çıkmaktadır.
Bir ideolojinin veya bir partinin yayın organı çalışan gazeteler de mevcut olup, bunlar marjinal leşmiş ve sadece kendi grupları tarafından okunurlar. Bu gazetelerde okunanlar imanın esasları gibi algılanır ve bunların dışında bir doğru kabul edilmez. Diğer bütün yazılanlara da şüpheli olarak bakılır ve o gazetelerin yazarları hain bile ilan edilebilir.
İktidar ve güç mücadelesinin olduğu her yerde basın da bu mücadelenin bir şekilde içinde, yanında veya arkasında olmuştur. Ülkemizde yapılan darbeler halk tarafından benimsenmişse/ benimsetilmişse bunda basının çok büyük katkısı vardır. Aynı şekilde bugün de darbe planları birer birer ortalığa saçılıyorsa ve darbelerin önü alınıyorsa bunda da basının önemli katkısı vardır.
Ulusal basın dediğimiz basınla birlikte yerel olarak bulunduğu ilin sorunlarıyla daha çok ilgilenen basın da mevcuttur. Yerel basının ayakta kalması ulusal basına göre daha zor olduğu muhakkak.
Batman´da sanrım 14 yerel gazete bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı günlük bir kısmı da haftalık yayınlanmaktadır. Buraya kadar her şey güzel ama, iş bu gazetelerin haber kaynakları ve sayfalarının dolduran haberlere baktığınızda şaşırıyorsunuz. Sanki internet haberciliği yapılıyor bir çok gazetenin sayfasında. Kopyala yapıştır gazeteciliği anlayacağınız. Tabii bu gazeteler bu halleriyle alıcı bulamayacakları kesin olduğundan, ayakta kalabilmek için habercilikten çok resmi ilanlardan gelecek paraya bel bağlamış oluyorlar.
Resmi ilanlardan gelen paralarla ayakta kalan gazetelerin toplumda veya kurumlarda meydana gelecek hadiseleri tarafsız yansıtmaları beklenemez. Bazı yerlere şirin görünerek ayakta kalabilme mücadelesi bazen şantajlara dönüşmektedir. Bunun örnekleri ulusal basından çok olduğu gibi yerel basında da örneklerine rastlamak mümkündür.
Diğer bir husus da, haber aşırmacılığıdır. Emek sarf etmeden, yorulmadan, haberin peşinden koşmadan, haberin muhataplarıyla görüşmeden başka bir gazetede yayınlanan haberi kaynak belirtmeden gazetesinde yayınlamak basın ahlak ve ilkeleri açısından ne kadar etik, bu haberleri yapanlara bırakıyorum. Bir an kendilerini haberlerini aşırdıkları gazeteci ve muhabirlerin yerine koyarak empati yapabilirlerse sanırım anlayacaklardır yaptıklarının hiç de güzel olmadığını.
Basınımızın diğer bir sorunu da köşe yazıları, haber ve yorumlarda kullanılan dilin ve imlanın berbatlığıdır. Bazen Batman Çağdaş´ta dahi olmak üzere bir çok gazetede okuduğunuz yazılardan bazı yazılardan net bir sonuç çıkarmanız neredeyse imkânsız. Cümlelerin ne başı belli, ne de sonu. Devrik ve yarısından kesilen cümleler, yanlış kullanılan noktalama işaretleri, uzun uzadıya giden ama ne anlattığı anlaşılamayan köşe yazıları. Ne sorunun tespiti var ne de çözüm önerisi. Sadece şikâyet var. Bu arada benim de hatalarımın olabileceğini de ekliyorum ve okuyucularımdan bu konuda beni uyarmalarını da rica ediyorum.
Caddelerden geçerken tabelalar çok dikkatimi çeker. Tabelalardaki yanlış yazımları toplarsak iyi bir yanlış yazım koleksiyonu elde ederiz. Aynı şekilde yerel basınımızda çıkan ve her biri dil adına birer cinayet olan hatalı cümle ve kelimeleri de toplarsak inanın bu kitabın sayfa sayısı yüzleri bulur.
Yazarlık iddiasından bulunan kişilerin yazdıklarından daha çok okumaları gerekir. Bizler yazdıklarımızla insanlara ulaşmaya çalışırken kullandığımız dil ile de toplumumuzun entelektüel gelişimini de sağlamak zorundayız. Mevlana´nın buyurduğu gibi;” Sen ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.” Yazdıklarımızın bizlere ve bizleri okuyanlara katkısı olması dileğiyle.
Next