Evet, bir şey yapmalı ama ne?

Ülke gidişatı hiçte medya yorumcularının gösterdikleri gibi iyi gitmiyor. Siyasal, sosyal ve ekonomik anlamda işler düzensizliğe, geriye doğru gitmeye başladı. Türkiye´nin iktidarda on yıl kalma marjı kendisini yavaş yavaş dayatmaya başlıyor. Bundan daha da kötü olanı ise vatandaşların kafalarının karışmış olması!

Vatandaş hangi sese,

Hangi kuruma,

Hangi insana güveneceğini şaşırmış durumda. Ne muhalefet doyurucu bir açıklama ve çıkış yapabiliyor ve güven sağlıyor nede iktidar artık eskisi gibi kararlı durabiliyor.

Söylediklerinin birbirini tutmaması işin ayrı boyutu.

Denilebilir ki; efendim, Türkiye yavaş yavaş sivil yönetim anlayışının hâkimiyetine girmektedir. Doğal olarak bu tür sancıların yaşanmasını hoş görmek gerekir.

Bunu da sağlıklı olarak değerlendirdiğinizde olumlu görebilirsiniz ancak kazın ayağı öyle görünmüyor.

Evet on yılda bir gerçekleştirilmesi muhtemel darbe girişimleri geride kaldı.Her ne kadar senaryoları manşetlerde okunsa bile.Ancak şurası bir gerçektir ki başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere herkesin kendisine artık yeni dünya düzenine göre bir çeki düzen vermesi gerekiyor.Ancak iktidarın bütün kurumların içine sızma ve ele geçirme mantığının da görünmediğini iddia edemeyiz.Örneklemek kolay.Son yapılan değerlendirmelere göre en çok kadrosu boşalan kamu kurumu diyanet işleri başkanlığı.

Neden?

Çünkü burada çalışan imam ve müezzinler diğer kamu kurumlarına geçiş yapmakta. Uzmanlık alanlarını bırakarak diğer kamu kurumlarının düzenlerini de kafa yapılarına göre, tecrübelerine göre şekillendirmekle meşguller. Neredeyse kamu kurumlarının idare bölümlerine abdestsiz giremezsiniz. Peki, ne olacak o zaman. camileri de imamsız bırakamayacağınıza göre on bin imam daha almalıyız. Sağlık olsun, diğer kurumlara geçmeyeceklerse amenna.

Demokratik, laik düzenin savunucusu olması gereken CHP milliyetçi çizgiye yönelip kendi derdine düştüğü için de bu alandaki istemlere cevap veremiyor tabi. Ülkede tohumluk niyetine bile sosyal demokrat bulamazsak önümüzdeki yıllarda hiç şaşırmamak lazım.

Sorun sadece kadrolaşmada mıdır?

Hayır, bakın siyasi alandaki çelişkilere.

Kürt sorununda silahlı mücadelenin bitirilip siyaset ve diplomasi yöntemi ile sorunların çözümü hepimizin talebi. Ancak bunun koşullarını hazırlanması lazım. Siyasi parti liderleri bile “insinler düz ovaya siyaset yapsınlar” dedilerdi. Bu herkesin yüreğine su serper gibi olmuştu. Çatışanlar inmediler tabi ama DTP sivil siyaset konusunda kolları sıvadı gibi.

Ne oldu?

Siyaset yoluyla seçilenler ve mücadele etmeyi karalaştıranlar bu kez bilmem kimin koluymuşlar diye içeri atıldılar. Operasyon üzerine operasyon düzenleniyor. Yüzlerce kişi gözaltına alınıp tutuklanıyor.

Sosyal alanda da işler iyi gitmiyor. Son dönemlerdeki linç girişimleri insanların genel sıkıntılarının bir yansıması olarak algılanmalıdır. İnsanlar öylesine kötü bir şekilde yönlendirildiler ki gözleri hiçbir şey görmez oldu. En ufak bir sorunda bile toplumsal linç olayları ile karşı karşıya kalınıyor. Misal Edirne, Misal Selendi.

Yani diyeceğimiz odur ki ülkemizde işler artık iyi gitmiyor. Gerilmekle meşgul bir toplum düzenine geldik. Bu böyle olmaz ve bizlerin bir şeyler yapması lazım.

Kürtlere operasyon.

Askerlere operasyon.

Yargıya operasyon.

Ekonomiye operasyon.

Operasyonları durdurun dedikçe ters tepiyor mübarek. Bu operasyon süreci böyle giderse emin olun ki operasyon yapanlara da bir operasyon kaçınılmaz olarak görünüyor. Bu gerçekleşmeden bir şey yapmalı.

Bu ülkede artık demokrasiye ve demokratik değerlere operasyonlara izin vermemek gerekiyor. İktidarın da işi teokratik-monarşi yapıya doğru yönlendirmesine seyirci kalamayız.

Bu ülke hepimizin ise eğer o zaman herkesin dinlenmesi gerekiyor. Bu ülke sadece benimdir diyenler kusura bakmasınlar ama kaptırmaya hiçte niyetli değiliz. Kapışmayı bırakıp akliselim ile uzlaşmaya başlasak iyi olacak. Yoksa bu gidişle bu uzlaşıya başkalarının postalları altında sağlamaya çabalamak zorunda kalacağız gibi görünüyor. Bu güzelim ülkeyi kapmak için timsahların sırada beklediğini görmeyecek kadar kör müyüz, ne?