Karamsar yazılar yazmama bir türlü klavyem müsaade etmiyor. Hep umut dolu yazılar yazmak geliyor içimden. Çünkü ümitsizliğin yenilgiyi baştan kabullenmek olduğuna inanırım. Bunun için eleştiri kokan yazılara da güzel sözlerle başlamak isterim.

            Biliyorum bu öğretmenler gününde yine Bakanlar ve bürokratlar öğretmenlere mavi boncuk dağıtacaklar. Her ilde etkinlikler düzenlenecek, yıllarını bu mesleğe vermiş olanlara plaketler verilecek, yeni başlayanlara da hoş geldiniz denilecek.

            Denilecek ama bu meslekten emekli olanlara bundan sonraki  alacakları emekli maaşıyla nasıl geçinecekleri ile yeni başlayanlara yirmi beş yılını hangi zorluklarla geçirecekleri söylenmeyecek.

            Derste iken bu ay kimin borcunu ertelesem diye düşünen, hafta sonu yapılacak sınava yazılmak için kimi araya koyayım ya da hafta sonu hangi dershanede ders verebilirim hesabını yapan öğretmenlerimizin yetiştireceği nesilden hangi buluşları yapmasını bekleyeceğiz?

            Hayatını kredi kartı ve tüketici kredileri borçlarını ödemekle geçiren öğretmenlerimizin öğrettikleri matematik, onların aybaşını nasıl getirecekleri hesaplarını çözmeye yetmiyor. Öyle ki, ücret adaletsizliğini protesto etmeye bile gerek görmüyor artık öğretmenlerimiz.

            Sorun sadece ekonomik değil elbette. MEB ve YÖK arasındaki uyuşmazlıkların cezasını da öğretmenler çekiyor. Dört- beş yıl okuduktan sonra karşılarına dağ gibi geçilmez engeller çıkıyor. Aşa aşabilirsen KPSS’yi. Atanabilmek için yıllarca bekleyenler var. Tabii bu sürede bu arkadaşların yaşadıkları çaresizlik onları mesleğe başlamadan ruhen ve zihnen bitirmiş oluyor.

            Bir de emeğe ve öğrenciye en büyük saygısızlık abidesi olan ek ders karşılığı görevlendirmeler. Dünyanın hangi eğitim sisteminde böyle bir uygulama var? İş Kur’un görevini Milli Eğitim yapıyor adeta. Aylık olarak birkaç yüz lira kazanıp yıllarca yokluk içinde kendisini okutan ailesine biraz katkıda bulunabilmek için çalmadık kapı bırakmayan, mesleğe başlamadan boyun bükmeyi öğrenen öğretmenden başı dik ve haksızlıklar karşısında susmayan nesiller yetiştirmesini nasıl bekleyeceğiz?

            Öğretmenlerin kendilerini geliştirmediğinden yakınıp dururuz ama kendilerini yetiştirenlerin de bir türlü hak ettikleri yerlere gelemediklerini görmek istemeyiz. Burada şunu sormanın zamanıdır herhalde. Siyasilere yakın olmanın her şeyin üstünde tutulduğu ve üst makamlara atanmak için bunun yeterli ve gerekli olduğu bir ortamda hangi öğretmen kendini geliştirmek için uykusundan ve cebinden fedakârlık yapar?

            Hızlı değişimlerin yaşandığı günümüz dünyasında değişime ayak uyduramayan, değişimi okuyamayan, tek dertleri koltuklarını korumak olan yöneticilerin varlığı öğretmenlerimizde ciddi bir motivasyon düşüklüğüne neden olmaktadır.

            Eğitimde hatanın telafisi imkânsız kadar zordur. Kimse geçmiş yılları getirmeye güç yetirmeyeceğinden eğitimde tek bir öğrencinin bile feda edilmesi düşünülemez. Bugün yeterince imkân sağlayıp sağlıklı ortamlarda okutamadığımız her bir öğrenci potansiyel bir suçlu olarak karşımıza çıkması muhtemeldir.

Bütün bunların farkında olan vefakar ve fedakar öğretmenlerimiz kendilerine emanet edilen genç beyinleri en iyi şekilde yetiştirip topluma ve insanlığa sunmanın gayreti içindedirler.

Görevinin yüceliğinin farkında olan tüm öğretmenlerimizin “Öğretmenler Günü”nü kutlar, saygılarımı sunarım.