Savaş ve çatışmaların insanlık değerlerini yok ettiğini biliyoruz. Çünkü bu havaya giren insanlar gerek kendilerini savunma psikolojisinden olsun, gerek fikirlerini zorla kabul ettirme gayretinden olsun ya da ortamın yarattığı atmosferden olsun hep ölüme ve yok etmeye odaklanır. Bu alanda olan insanlar için iki şey vardır vurmak ve vurulmak. Hal böyle olunca da asıl işlevimiz olan insanlığımız ve onun temel değerleri de doğal olarak var olma ve yok olma kaygıları içerisinde ikinci planda kalıyor.

İnsanlık düşmanı DAIŞ çeteleri ile insanlık onurunu korumak için çarpışan vatandaşlarımız yaşamlarını kaybettiklerinde cenazeleri ülkeye getiriliyor. Bu çatışmalarda yaşamını yitiren 13 kişinin cenazeleri Suriye’den Türkiye’ye getirilmek üzere yola çıkarıldı. Ancak hem Irak Kürdistan’ına geçişte hem de Türkiye sınırında sorunlarla karşılaşıldı. Şimdiye kadar cenazelerin geçişine izin veren yetkililer birden tavır değiştirerek cenazeler konusunda sıkıntı yaratmaya başladı. Bu çerçevede yapılan başvurulardan da sonuç çıkmada. Bu yaz sıcağında cenazeler günlerdir sınırda bekletiliyordu.

Konu Ülke gündemine taşında ve her vatandaş bu işlemin doğru olmadığı yönünde kanaat getirdi. STK temsilcileri yaptıkları basın açıklamalarında konuya değindi ve yanlışlığı ifade etti. Bizler de gerek yerel gerek ulusal basında çıkan yazılarımızda konuyu değerlendirip yanlışlığı yetkililere aktarmaya çalışmış ve cenazelerin ülkeye alınması konusundaki dileğimizi ifade etmiştik.

Konuya ilişkin olarak “Cenazeye saygı insanlığa saygıdır ” başlığı ile yazdığımız yazıda şunları belirttik;

“Her nefis ölümü tadacaktır” dolayısıyla her canlı ve bunun bir türü olan insan da ölümü tadacaktır. Bedeni mutlak suretle cenazeye dönüşecektir.

Ölülerin sorun çıkarmaları, tartışmaları söz konusu değil. Bu işler yaşayanlar için geçerlidir. İnsanlar yaşarken ne kadar sorun yaşarlarsa yaşasınlar öldükten sonra gerekli saygıyı görmeliler. Bu saygı hem cenazenin kendisi için hem onun sahipleri veya yakınları için de gereklidir. Çünkü bir cenazeye duyulan saygı aynı zamanda onun sahiplerine de gösterilmiş olur.

Cenazeye saygı gösterilmesi konusu tarih boyunca tartışılmış sonuçta hem dinen hem de ahlaken bir kurala bağlanmıştır. Cesede eziyet edilmemesi, üzerine basılmaması, gömülmesi ve benzeri işler benimsenen kurallardan birkaç tanesidir.

Konu ile ilgili hadisler ve olaylar mevcuttur lakin biz asıl meseleye yoğunlaşalım. Tarihte savaş meydanlarında kılıç kalkanla savaşanlar döneminden beri ölülerin toplanması ve gömülmesi veya toplumun inanışına göre gerekli görevlerin yerine getirilmesi için etik haline getirilen kurallar vardı. Mesela savaşa ara verildiğinde herkes savaş meydanındaki yaralılarını ve ölülerini toplar ve kendi cephesine götürürdü. Bu toplama zamanında kimse kimseyle savaşmaz başkasının cenazesine saygısızlık yapmazdı. Savaş meydanında yaşanan yaşandığı anla sınırlı kalırdı.

Ancak dünya değişti koşullar da değişti. Artık meydanlarda çarpışmalardan ziyade farklı metotlarla savaşılıyor lakin cenaze ve cesede saygı meselesi yine aynı etik kurallarla sürüyor.

Her kim bu kuralı ihlal ederse yaptığı insanlığa saygısızlık olarak kabul edilir.

Bu yazıyı yazdıran husus Irak sınırından Türkiye’ye giriş için günlerce bekletilen 13 cenazenin durumudur. Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiğini duyurduğu ve savaş açtığını söylediği DAIŞ çetesi karşısında savaşan ve Rojavada öldürülen 13 Türkiye cumhuriyeti vatandaşı gencin cenazelerinin ülkeye girişleri ve gömülmeleri yetkililer tarafından engelleniyor.

Yapılması gereken cenazelerin bulundukları bölgeden devlet imkânları ile ülkeye getirmeleri ve istenilen şehitliğe gömülmesidir.

Çünkü devlet her kim olursa olsun suçlu veya suçsuz kendi vatandaşını dünyanın neresinde olursa olsun bulmak, sahip çıkmak ve ülkeye getirmekle yükümlüdür. Ancak ne yaman çelişkidir ki bu cenazeler ülkeye sokulmuyor. Zorla başka alanda gömülmeleri için politikalar yürütülüyor. Bu bırakalım devlet vatandaşlık hukukuna savaş hukukuna bile sığmayan dar bir anlayışın ürünü olan bir yaklaşımdır. Net bir ayırımcılık politikasıdır.

Devlet duyguları olan bir varlık değil ilkeleri ve kuralları ile hareket eden bir yapıdır. Canım böyle istedi böyle yapacağım tavırları sergileyemez. Bu konunun yürütücüleri ya dinen ya ahlaken ya da insani bir yaklaşımla meseleye yönelmeliydiler. Çünkü bu sorun sadece bu 13 cenazenin durumu ile alakalı bir durum değildir. Yarın ülkeye gelmesi gereken başka cenazeler de olacak veya bırakalım yurtdışını yurt içinde bile çatışmalarda öldürülen insanlar olacak o zaman devlet yetkilileri bu cenazelerin alınıp gömülmesini engelleyen bir tavır mı takınacak?

Bu niyette olanlar varsa bu konunun devlete yarar yerine çok zarar veren bir yaklaşım olacağını şimdiden temel bir görev olarak hatırlatalım. Çünkü ölen birinin vücuduna yani cenazesine, cesedine eziyet etmek, küçük düşürücü tavırlar sergilemek, parçalar kopartmak gibi tavırların insanlığı ne duruma düşürdüğünü biliyoruz.

Bu vesile ile konuyu hatırlatırken bu yazının yazıldığı saatlerde ülkeye girişlerine izin verilmeyen cenazelerin bir an önce ülkeye kabul edilmesini diliyoruz. “

HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Şırnak Valisi Ali İhsan Su ile bugün akşam saatlerinde yaptıkları görüşmede, 12 gündür Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne ait Halil İbrahim Sınır Kapısı’nda bekletilen 13 cenazenin Türkiye’ye bu gece giriş izninin verildiğinin kendilerine bildirildiğini söyledi. Sarıyıldız, “Cenazeler Habur Sınır Kapısı’nda hazır bekleyen Adli Tıp uzmanları tarafından otopsileri yapıldıktan sonra alınacak. 13 cenazeye yapılacak otopsi işleminin Çarşamba öğlen saatlerine kadar biteceğini sanıyoruz” dedi. Sarıyıldız, cenazelerin hiçbir provokasyona izin verilmeden, gerilimden medet umanlara alet olmadan teslim alınıp memleketlerinde defnedileceklerini söyledi.

Bu karar 24 Temmuzdan bu yana alınan ilk olumlu karar oldu ve sevindirdi. Dileriz taraflar duygularından çok mantıkları ile hareket etmeye karar verir ve çatmaları durdururlar.