Bir önceki gece uyumak için başımı yastığa koyduğumda her nedense uyuyamadım, uykum kaçmıştı, geçmişim cereyan etti gözlerimin önünden ve birden kendimi çocukluk günlerimde (!) gördüm. Ama her nedense o, çocukluk günlerim (!) batıdaki çoğu çocukların çocukluğu gibi değildi, tıpkı şimdiki birçok fakir ailenin çocukları gibi. O zamanlar köyde yaşıyorduk ve sabahın erken saatlerinde, çoğu çocuk yataklarında mışıl mışıl uyurlarken ben, bazen bir bazen de iki bakraç yoğurt elimde Batman’ın yolunu tutar yoğurt satmaya giderdim 4 km yayan yol alarak.
Belki o zaman hayatın kolay kazanılmayacağını anlamıştım. Yıllar geçti köyün şanslı birkaç gencinden biriydim; çünkü liseye başlamıştım. Ama bana yol gösterecek kimse olmadığı için okumanın önemini kavramış değildim ve zaten tam anlamıyla okuduğum da yoktu; bir öğün okuldayken diğer öğün işteydim. Liseye başladıktan üç yıl sonra okuldan az bir şey almış(!) bir şekilde liseyi bitirdim. 1999’da liseyi bitirdiğimde hala okumanın önemini kavramış değildim ve belki size komik gelecek; ama üniversite sınavına ilk girişimde sınavda ne yapacağımı bilmiyordum, tabi ki sonuç; sınavdan eli boş çıkmıştım.
Ailemden biri dahi okumuş olsaydı (çoğu ailede okuyan yoktu) bana yol gösterirdi; ama yoktu işte. Üniversite sınavına ilk girişimden sonra artık kendimi tamamen gurbette buldum. El kapılarında çoğu gencimiz gibi zorluklar içinde çalıştım. Bu gurbet yıllarımda zamanla okumanın önemini kavradım ve hep “Ah keşke okuyabilseydim” derdim ve altı yıl sonrasında şans yakalamış, okuma fırsatı bulmuştum. Tabi bu gene de kolay olmadı; ama şans bulmuştum bir kere, gece çalışıp gündüz dershaneye gidebilme şansı ve çok şükür bu şansı değerlendirip istediğim üniversiteye, istediğim bölüme birinci tercihimle yerleştim. Üniversiteye başladıktan sonra, kampusumun bulunduğu İstanbul’un zengin semtlerinden birinde okula giderken çoğu sefer gözüme çarpan ve kahrolduğum manzaralar; buradaki yaşayan insanların çoğunun sokaklarında, balkonlarında, pencerelerinde gördüğüm öyle bakımlı, öyle lüks içinde yaşayan köpekler, kediler… Bu köpek ve kedilerin kuaförleri, özel mamaları… Belki doğuda on çocuğun rahat okutulabileceği bir masrafla, bir köpek veya bir kediye bakılıyor. Elbette ki hayvanlara bakılmasın, hayvanlar sevilmesin demiyorum; ama okuyamayan birçok çocuğumuzun hiç mi bu, bu köpek ve kediler gibi önemi yok?
Niçin bir köpeğe harcanan masraf yerine on çocuğun okuma masrafı karşılanmıyor?
Niçin benim gibilerin altı(n) yılları ziyan oluyor?
Aslında boşuna yakınıp uzaklarda bu haksızlığa bu duyarsızlığa dert yanıyorum; çünkü benim memleketimde en az bunlar kadar duyarsız olanlar var.