Açık bir şekilde belirtelim ki bu ülkenin yurttaşları bir güvensizlik bunalımı içerisinde bulunmaktadırlar. Kime güvenilmesi konusunda derin tereddütler yaşanmakta ve ne yazık ki bu güven bunalımı insanları hasta etmektedir.
Gelinen durumda hiç kimsenin özelinin kalmaması endişesinin yanı sıra her an herhangi bir durum ile ilgili suçlanma psikolojisi yurttaşı korkutmaktadır. Bu sendromun ilk başlangıç noktası genel yurttaş topluluğu açısından telefon dinleme olayı ile yaşandı. Telefon konuşmalarının çarşaf çarşaf yayınlanması ile insanların özel yaşamları veya onları ilgilendiren yönü genele yansıdı ve insanlar bir güvensizlik ortamına sürüklendiler.
Ardından insanların konumları, görevleri, yaşamları, sosyal statüleri, iş hayatları ve ilişkileri konusunda başlarına gelenlerin siyasal sonuçlarla ilişkilenmesi veya ilişkilendirilmesi güvensizlik ortamının büyümesine neden oldu.
Ülkenin batı yakasında Ergenekon, Doğu yakasında KCK, orta kesiminde çete yapılanması soruşturmaları, Basın alanında mali soruşturmalar ve benzeri operasyonlar endişeleri ayyuka çıkardı.
Olayın iki yönü var. Birincisi açılan soruşturmalar ile ülke içinde hiç kimsenin konumu, mal varlığı veya başka gerekçelerle yasaların emredici boyutundan kaçamayacağının gösterilmesi açısından atılan adımların olumlu yönleri. Meşru bir sınırda kaldığı sürece bundan kimsenin gocunmaması gerekir. Herkesin yargı önüne çıkma olasılığı elbette herkesin işini doğru dürüst yapması konusunda da uyarıcı olur. Kendilerini dokunmazlık zırhı ile kuşatıp her istediğini yapacağını sananların bir şekilde kontrol altına alınmasında fayda bulunmakta.
İkinci bölümde ise sorgulamalar ve yargılamalar adına insanların rencide edilmesi ve töhmet altında bırakılması durumudur ki bu işin tartışmaya açtığımız bölümünü oluşturmaktadır. Suç ve suçlu ile mücadele konusunda herkesin duyarlı olması elbette gerekli. Ancak suç ve suçlu tanımı yaparken de bunu uygulamaya geçerken de çok hassas olmak gerektiği açıktır. Ucu açık suçlama ve ithamlarla insanları itham ettiğiniz de işin inandırıcılığı ortadan kalkmakta birkaç yanlış beraberinde yüzlerce doğruyu silip süpüre bilmektedir.
Kırmızı gagalı birisinin suç işlemesi bütün gaga sahiplerinin ve de kırmızı gaga sahiplerinin suç işledikleri manasına gelmez. Misal her kuşun etinin yenmediği gibi. Son dönemde ülkemizde yargılamalar anlamında birçok ilke imza atılmaktadır. Avrupa’da gladyo operasyonları sırasında süper savcıların yaptıkları bilinmekte. Ancak ülkemizde ne yazık ki son dönemde uygulanmakta olan ilkler güvensiz bir ortamın oluşmasına neden olmaktadır. Özel yasalar, uzun tutukluluk süreleri, özel yetkili mahkemeler ve özel uygulamalar ile ortaya çıkan sonuçlar güvensizlik meselesini gündemleştirmektedir.
Genelkurmay başkanının suç işleme özgürlüğü elbette yok. Ancak Genelkurmay başkanını alıp teröristlikle suçlayıp içeri atarsanız kusura bakmayın ama insanların kafalarında soru işaretleri doğmaya başlıyor.
Toplumda siyaset ile uğraşanların suç işleme özgürlükleri elbette yok ama aynı partinin üyesi olan onlarca Belediye Başkanını tutuklarsanız insanların kafasında soru işaretleri doğar.
MİT gibi bir kurumun suç işleme özgürlüğü olamaz ancak faaliyetleri kapsamında yaptığı işler ile ilgili olarak başkanını ifadeye çağırırsanız güven konusu tartışmaya açılır.
Avukatların suç işleme hakları yok ancak resmen müvekilleri ile yaptıkları görüşmeleri gerekçe gösterip onları içeri tıkarsanız onlar da sizi öyle bir yönlendirirler ki yaptıklarınızı siz de anlayamazsınız.
 Diyeceğimiz odur ki durum ne olursa olsun bir işi yaparken yapılan işin sonuçlarının önceden düşünülmesinde ve hesaplanmasında yarar bulunmaktadır.
Genelkurmay başkanını içeri atan,
Avukatlarını yargılayan,
MİT müsteşarının ifadesini alan,
Seçilmişlerini cezaevine gönderen bir yapı pek güven vermez.
Bizden hatırlatılması…