Son dönemde uygulanan politikalar ve izlenen yöntemler nedeniyle Türkiye yolunmuş kaza döndü. Hem iç politikada hem de dış politikada tökezleyen ülke haline geldi. Peki, bu hale gelmemizde hiç mi suçumuz yok?

Biz her şeyi doğru yapıyoruz da dünya tersine mi döndü?

Düne kadar birçok ülke yönetimi aldığı kararlarla doğru yapıyordu da şimdi birden neden yanlış yöne sapmaya başladılar?

Alman parlamentosu dâhil 29 ülke neden Ermeni soykırımını kabul etti!

ABD de 44z yerel parlamento, İspanyada iki yerel parlamento, İngiltere ve bilmem nerede neden benzer kararlar kabul ediliyor?

Bütün bunlar dış politikadaki yanlışlık ve eksikliklerden mi kaynaklanıyor yoksa bunca ülke ve insan farklı bir şeyler mi görüyorlar?

Konu hassas ve damardan olduğu için eleştiri konusunda dikkatli davranmak gerektiğinin elbette farkındayız. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz atasözünü hatırlatıp farklı alanlara da sapmak istemiyoruz lakin gidişata dikkat çekmek gerektiğini düşünüyoruz.

Konuya birkaç fıkra ile açıklama getirmeye çalışalım.

“Temel bir gün e-5 karayoluna ters yönden girmiş. Bunu fark eden trafik polisleri yol üzerinde seyreden araçları uyarmak için telsizden "e-5 te bir araç ters yönde seyretmektedir" diye anons yapmışlar. Bunu duyan Temel "Ulan pi tane olir mi punların hepsi ters geleyi" demiş.”

Temelden vazgeçtik fıkranın bir de Avrupa boyutu var. Bizimkilerden biri Almanya ya ziyarete gitmiş. Yolda aracı ile ilerlerken şeritleri karıştırmış ve ters yöne girmiş. Alman polisi hemen radyodan anonsu geçmiş bir aracın ters yöne gittiğini sürücülerin dikkat etmesi gerektiğini hatırlatmış. Uyarıyı radyodan dinleyen yurttaşımız ne bir tanesi kardeşim hepsi ters geliyor hepsi demiş”

Şimdi bu meselede ortaya çıkacak trafik kazasından ters gelen “hepsini” mi yoksa kendini bay doğru gören sürücüyü mü sorumlu tutmamız gerektiğine varın siz karar verin!

Olup bitenleri dine bağlayıp inanç sömürüsüne ve farklılığına bağlamanın da tam olarak sorunun çözümünü yansıtmadığı kanaati taşıyoruz. Çünkü kanaatkâr davranıp her şey Allahtan deyip işin içinde sıyrılmakla meseleler çözülmüyor. Bu durumla ilgili olarak bir Bektaşi fıkrası aktaralım.

“Bektaşi'nin biri her gün kasabada 'Her şey Allah'tan', 'Her şey Allah'tan' diye mırıldanarak dolaşır dururmuş. Bir gün kasabanın serseri delikanlılarından biri, yine böyle mırıldanarak dolaşmakta olan Bektaşi'ye arkasından sessizce yaklaşmış, ensesine okkalı bir şaplak atmış. Canı fena halde yanan Bektaşi'nin pür hiddet dönüp kendisine ters ters baktığını görünce;
-Öyle ne bakıyorsun baba erenler demiş, hani her şey Allah'tandı.
-Tabii demiş Bektaşi, her şey Allah'tan da, ben hangi deyyusu aracı ettiğine bakıyorum.”

Kıssadan hisse bir mesele ortaya çıktığında eğer bir ateş yanmasına neden olunmuş ise buna körükle gidene de bakmak lazım. Bu adamın körükle gitmesine sebep olanlara da bakmak lazım gelmez mi? Eğer her konuda başımızın dikine gider, gerçekleri görmezden gelir, evdeki hesabı çarşıya uydurmaya zorlarsak istenmeyen sonuçlara da hazır olmamız lazım!

Meselelere ister tarihsel açıdan ister politik açıdan bakın. Ancak ne yönden bakarsanız bakın eğer gerçekleri inkâr etmeye, görmemeye, yok saymaya yeltenirseniz bu yolun yanlış oluğunu eninde sonunda birileri size hatırlatır. Kral çıplak denildiğinde de kızmamak lazım.

Diyeceksiniz ki son zamanlarda olup bitenler, dost diye gördüklerimizin yaptıkları açıklamalar ve aldıkları kararlar itibarımızı zedeliyor. Bizi küçük düşürüyor. Biz bunlara hak etmiyoruz?

Peki, biz o dost dediklerimizin söylediklerini ne kadar dikkate alıyoruz?

Her gelen uyarı karşısında diklendiğimizin farkında mıyız?

İkide bir sağa sola naralar atarak farklı yollara girmekle birilerini tehdit ediyor olmayalım sakın?

Ülke yönetiminin başına geldikten sonra rotaya değiştirmek için farklı metotlar deneyen şoför konumumuz olmasın!

Görülüyor ki yok denilince meseleler yok olmuyor.

İtibar konusunda da bir fıkra ile yazımıza devam edelim.

“Softanın biri Bektaşi’nin önüne geçti:
-Ey Erenler; iyisin, hoşsun, ilim irfan sahibisin; bir de oruç tutup, namaz kılsan, bizim nazarımızda da itibarın olur o zaman, dedi.
Bektaşi gülümseyerek:
-Sizin nazarınızda itibar kazanmak için, tanrı önündeki itibarımı zedeleyemem, dedi.”

Bu aralar bazılarımız bazılarımıza yaranmak için elinden ve dilinden ne geliyorsa yapmakla meşgul. İçerde ve dışarıda kızıl kıyametler koparken, içinde bulunduğumuz coğrafya yeni bir şekil almaya çalışırken bizim hangi konularla ilgilendiğimize bir bakın.

Devleti yönetenler bile artık “anayasa ne yazarsa yazsın biz fiili duruma bakarız” demekten imtina etmiyor.

Bütün bunlara bakıp neden her şey ters gidiyor demenin bir anlamı var mı?

Ermeni soykırımı meselesi Almanya parlamentosunun gündemindeyken sayın cumhurbaşkanı Almanya’yı mı yoksa Uganda’yı mı ziyaret etmeliydi?