Metropol yaşamı ya da Büyükşehir yaşamı sosyal bağları oldukça kuvvetli olan toplumun kimyasını değiştiren bir yaşam şekli.
Olması gereken de budur söylemlerini duyar gibiyiz ancak olması gereken ile olanın her zaman aynı kapıya çıkmadığını da sanırım çoğunluğumuz biliyoruz.
Taşradaki sakin ve kalıplaşmış yaşam tarzını terk ederek metropollere giden insanların bir süre bocaladıktan sonra ortama uydukları bilinen bir durum. Ancak bu bilinen durum çok farklı bir yaşam tarzını da dayatıyor.
Metropoller her ne kadar kalabalıkların hareket merkezi olmuşlarsa da herkes bireyselleşmiş bir yaşamın parçasına dönüşmüş.
Bir yandan geçim derdi bir yandan da hayatın akışı karşısında seçim yapma derdi metropol yaşamına kapılmışların temel iki sorunu veya uğraş alanı.
Buralardaki yaşam şekli kadar düşünce tarzında da büyük değişikliklerin var olduğunu tespit etmek için çok da çaba göstermek zorunda değilsiniz. Yaşam ve yaşam şekilleri gelip yüzünüze çarpar zaten.
Uzun bir aradan sonra bir İstanbul seferi eyledik. Bu kente uğrayıp Beyoğlu’na uğramamak, Taksimi gezip istiklalde turlamamak olmazlardandır.
Tünel çıkışından caddeye baktığınızda da, Galatasaray lisesi önünden öne arkaya baktığınızda da veya Taksim girişinden caddeye baktığınızda da gördüğünüz manzara aynıdır. Bir insan seli sürekli akar durur. Büyük kalabalık içinde yalnız bireyler turlaşır bu âlemde.
Bunu ancak oturup onlarla konuştuğunuzda anlarsınız. Birer ikişer dolaşan veya koşuşturan bu insanların anlamak için konuşmaktan başka çare yok. Yoksa bakarak olayı kavramak yetmiyor. Ana caddelerin arasında kalan sokaklarda da yaşam hareketli. Her alan her kuytu köşe bile değerlendirilmiş. Bina altlarında açılan ufak tefek çayhaneler adeta buluşma merkezleri konumuna gelmiş nostaljik merkezler. Hemşeriler, tanıdıklar buraları adres gösterip buluşuyor. Küçük mekânlar olmasına rağmen büyük tartışmaların yapıldığı yerlerdir de aynı zamanda bu küçük yerler. Metropollerde her şey para ile ölçülünce paranın ikinci planda kaldığı bu küçük mekanların çekiciliği ayrı bir hava katıyor.
Bir de yayınevleri ve kitapevleri var. Aradığınız kaynaklara ulaşmak kolay buralarda ama bu kaynakların derlenmesi ve yazılması için yine de bu merkezlerden ayrılmak gerekiyor. Yazarların dikkat çeken çalışmalarının tamamı kent kalabalığının dışındaki yaşamlara dayanıyor neredeyse.
Bir de bizimkilerin durumu var. Merkezi yerlerdeki her üç insandan birisi bizim insanımız diye nitelendirip tanımladığımız insanlardan. Giyinişleri, tavırları, davranışları, bakışları hemen kendini farklılık olarak gösteriyor. Bir de yıllardır metropol yaşamını solumuşlar var. Bunları ilk etapta çıkarmak mümkün olmuyor ama takıldıkları yerler, takındıkları tavırlardan onları da çıkarmak mümkün. Kaçak çayın cafelere isim olarak verildiği mekanları var koca metropol kentin.
Bir de siyasete bakışları var elbet. Bizden farklı değiller ama görünen odur ki kocaman kalabalık içinde birey olarak kalmalarına rağmen daha radikal bir söylemle ortaya çıkmaktan çekinmiyorlar. Yaşam tarzlarına uymasa da söylemde sertler ve eleştiriseller. Bölgeye ve bölge insanına yaklaşımları ve tespitleri bölgede yaşayanlara oranla daha farklı. Net belirlemeler yaparken yerel koşullardan habersiz oldukları açık. Aydın olanı da normal olanı da ayrıştırma konusunda keskin çizgilere sahip olmayı yeğliyor. Bazen uygulanan politikaları anlamadıklarından yakınıyorlar. Verilen bunca bedele rağmen geri adım mı atılıyor endişesini gözlerinden okumak mümkün.
Öyle görünüyor ki çözüm sürecini bir de Kürt aydın ve politikacıların dilinden metropollerde yaşayan insanlarımıza aktarmakta fayda var. Endişelerini giderecek, kuşkularını ortadan kaldıracak fikirleri ihtiyaç varmış gibi görünüyorlar.
Herkesin seçim ve geçim derdinde olduğu böylesi bir dönemde bu konularla ilgileneceklerin az olma ihtimali olabilir ancak biz yine de geçim ve seçim dışında da dertlenenlere birer hatırlatmada bulunmayı vazife sayalım. Olur ya bir okuyucumuz bu söylenenlerden esinlenir ve bir adım atar bu da kazanım demek başarılı olmak demek bizce.
Next