Bizim kuşaktan olanların yakından tanıdığı Diyarbakır’dan yola çıkan iki sanatçı Küçük Emrah ve Mahsun Kırmızıgül’dür. Emrah içinden çıktığı toplumun acı gerçeklerinden teğet çizerek çıkmaya çalıştı. “Acıların çocuğu” oldu ve daha sonra popa yönelerek yolunu çizmeye başladı.

Mahsun ise daha değişik bir metotla yoluna devam etme kararlığı gösterdi. Acıların çocuğu olma yerine toplumsal acıları dile getirip uzlaşmaya yönelik adımlarla kendini kabul ettirmeye çabaladı.

1990’lı yıllardaki acımasız savaş koşullarında içine girdiği toplumsal çıkmazı “Bir kardeş kardeşi vuruyor ne diye” diyerek,”Dağlar oy oy” türküsü ile uzlaşı isteği çabasını ortaya koymaya çalıştı.

Türküsü piyasaya çıktığı zamanlarda toplumun birçok kesimi tarafından genel kabul gördü. Yıllarca süren savaşı durduramadı belki, yinede barış istemine bir çığlık oldu. Aradan geçen bunca yıllık sürede sessizliğini koruyan sanatçı bu kez sesinin yanına sanatsal yeteneğini de koyarak “Güneşi gördüm” filmiyle isteğini ortaya koydu. Bu kez türküsünden daha etkili ve daha kabul gören bir sonuç yarattı.

Toplumsal çatışmanın ortaya koyduğu acı gerçekleri izleyicinin gözlerinin önüne sermeye kararlı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Sanatçı toplumun yaşadığı olayları, sesiz duvarlar ardında yaşanan acıları toplumun geneline aktarma görevi ile görevlendiriyorsa kendisini ortaya çıkardığı sanatsal eserinde de bunların izini görmek gerekir. Güneşi gördüm filminde bu somut gerçeği görmek mümkün.

25 yıllık süreçte 45 bin insanın yaşamını kaybettiği coğrafyada.4 bin civarında köyün boşaltıldığı bir savaşın acılarını yaşamak, izlerini görmek için bu film seyredilmeli.

Mahsun sadece savaşı ve savaşın ortaya çıkardığı acı gerçekleri göstermemiş, sosyal yaralara da parmak basmış. Coğrafyamızdaki erkek çocuk özlemi, akraba evliliği sonucunda sakat doğan çocukların durumunu, sahipsizliğin ve çaresizliğin cehaletle birleşmesinden çıkan sonucu da işlemiş. Travestilerin yaşamını hele hele bir kürdün travesti olması durumunda ortaya çıkan dramı da aktarmış. 

Bir sanatçı olarak üstüne düşen görevi layıkıyla yerine getirmiş.

Konuyu işleme yöntemini beğenir veya beğenmezsiniz tamamen size kalmış bir durum ancak Mahsun Kırmızıgül yaşanan savaşın anlamsız olduğunu söylemiş. Herkesin hatasını, çabasını, yaşamını kendi diliyle aktarmış.

Konuya tarihin en acı ve acımasız diyarından başlamış. Talat paşaların ittihat ve terakkinin 90 bin gencin canına kıydığı o meşhur topraklardan başlamış. Sarıkamıştan.

Sarıkamış’tan başlayan,

Kardeşin kardeşi vurmakla karşı karşıya kaldığı,

Berfin’in güneşe aşkını ilan ettiği,

İşsizliğin,

Açlığın,

Çaresizliğin kol gezdiği,

Göçün kaderleştirildiği,

Cahilliğin hayat karattığı,

Köre “görmedim” dedirten,

Acı hikâyemizle yüzleştiriyor bizi.

İki saat boyunca insanı sürükleyen, güldüren, ağlatan bir film yapmış sanatçı. Ne diyelim eline sağlık Mahsun.

Yılmaz Güney Sinemasında Yılmaz Güney izinde yürüyen birinin filmini izlemeye davet ediyoruz sizi….