Bırakalım toplumsal yaşamın düzenlenmesi işini, aile içinde bile insanlar birbirlerine kuşku ve önyargı ile baktıklarından işlerini düzene sokmaları mümkün değildir. Hele hele adına devlet dediğimiz ceberut yapıyı kuşku ve önyargılarla bir arada ve bütünlük içerisinde korumanın zorluğunu bilmem anlatmamıza gerek var mı?
Ülkemizde cumhuriyetin kuruluş felsefesinden bu yana;“millet devlet için vardır” mantığı temel mantalite olarak kabul gördüğünden dolayı ne yazık ki sivilleşme, hür irade, ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü gibi çağdaş kavramlar kuşku ve önyargı sebebi olagelmiştir.
Her ne kadar; “yeryüzünden muteber bir nesne yoktur devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” sözü şiar alınmış ise de devlet için bırakalım sıhhati nefes bile aldırılmamıştır. Egemen zihniyetin iddiası dışında model ve fikir üreten yurttaşlara kuşku ve önyargı ile yaklaşılmış ve “devlet düşmanlığı” karalaması ile karşı karşıya bırakılarak toplumsal linçe tabi tutulmuş ve sistemin dişleri arasında ezilmeyi hak eden kişilikler olarak cezalandırılmışlardır.
Topluma ve yöneticilere aşılanan fikir; “yok sayarsak yok olur” mantığı olmuştur. Ancak çok iyi bilmekteyiz ki yok sayarak yok olunmadığı gibi asıl olan yoklukta birleşmek değil bollukta ve çoklukta birleşmektir. Bolluğu zenginliğe dönüştürmektir.
Sanırız son dönemlerde yukarıda belirttiğimiz fikrin daha sağlıklı bir yol olduğu kanaati toplumun geneline hakim olmuştur ancak buna rağmen yılların pıhtılaşan fikirlerini bir çırpıda yok etmenin de imkanı yoktur.
Bu hafta ülkemizde yıllarca yoktur, yasaktır, kutlanamaz denilen ve son zamanlarda ülke genelinde farklı şekillerde olsa da kutlanan Newroz bayramının kutlandığı veya kutlanacağı hafta. Ancak görünen odur ki yüce katlarda (!) alınan kararlar gereği güzelim Newroz bayramı yine gerginliklere gebe hale getirilmeye çalışılıyor. Newroz bayramı kutlamaları konusunda yetkililer ve ilgililer pek ala bir araya gelerek kutlamaların şekli ve şemalı konusunda uzlaşa bilme imkanına sahip bulunmaktaydılar. Birbirlerine Tv kanalları ve basın aracılığı ile haber yollayacaklarına bir zahmet bir araya gelip konuyu tartışsaydılar belki gerginliklere gerek kalmazdı ama yapılmadı. Yaptığım yaptık, kestiğim kestik mantığı ile davranılmaya çalışılıyor ve gergin bir ortamın ortaya çıkmasına neden olunuyor.
Bu konu ile ilgili olarak kimin haklı ve kimin haksız olduğu noktasında bir şey söylemeye gerek yok sanırız. “Tencere dibin kara senin ki benden kara” misali bir durum ile karşı karşıya bulunmaktayız.
Hükümetlerin görevi olabilecek gerginliklerin zeminini ortadan kaldırmak olmazsa gerginliği yumuşatıp ortadan kaldırmaktır. Devletin yurttaşa karşı gücünü göstermesi gerekliliği söz konusu olmamalıdır. Rengareng elbisesini giyip bayram kutlamaya gelen insanların Toma ve panzerlere karşı güçlü durumda olmadığını bilmeyen yoktur sanırız. İnsanlarınınNewrozu kutlamalarına izin verdiği için devletin küçüldüğünü, güçsüzleştiğini düşünmek de mantıklı bir düşünce değil.
Dolayısıyla hükümet ve devletten beklentimiz Newroz kutlamaları konusunda hassas olmaları ve toplumsal gerginliğin kontrollü bir şekilde yumuşatılmasıdır. Şiddet asla kullanılmamalıdır. Yurttaşa karşı kuşku ve önyargı beslenmemelidir. Kutlamalar sırasında, bitiminde yazılı kurullara uymayan davranışları sergileyen yurttaşlar da çıkabilir. Bu gibi durumlarda bile duyguların değil mantığın hâkimiyetine sığınılmalıdır.
Şimdi denilecektir ki iyi de hiç mi gerginliği yaratan veya kurallarına göre oyunu oynamayanların hatası yok. Biz bu konuda dikkat edilirse görüş belirtmedik. Devletten beklentiyi dillendirdik. Kutlamalar konusundaki temel sıkıntı kutlamanın zamanı ile ilgili olarak ortaya çıkmıştır. Yani 21 Martta kutlanacak olan Newroza izin verileceği açıklamasını dinledik ve biliyoruz. Ama iki hususu yenilemekte fayda var. İnsanların bayram diye adlandırdıkları kutlamalar izne tabi olmamalı eğer izne tabi olacaksa o zaman resmileştirilmelidir. İkincisi ise eğer bir bayram veya günün anlamına uyan ve tarihsel olarak belirlenmiş olan bir tarihi varsa buna uymak gerekiyor. Newroz 21 Marttadır ve gününde kutlanmasına özen gösterilmelidir.
Kuşkularla, önyargılarla toplumsal düzeni korumanın imkanının bulunmadığını artık herkes anlamak durumundadır. Düzensizliği düzen haline getirmek de her atılan adıma kuşkulu yaklaşmak da doğru değil diye düşünüyoruz.