6 ÇOCUK+16 KADIN+22 ERKEK=44 ÖLÜ= KÖY KORUCULUĞU
Salı akşamı Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyünde bir katliam gerçekleştirildi. Katliamda altısı çocuk, on altısı kadın toplam 44 vatandaşımız hayatını kaybetti.
Sonuçları acı olan toplumsal olaylardan siyasal sonuç tahlilleri çıkarmak normal koşullarda etik sayılmayabilir ancak eğer bütün uyarılara rağmen atılan siyasal adımlar toplumsal faciaları beraberinde getiriyorsa bunu dikkat çekmek de temel görev sayılmalıdır.
Bu katliamda her ne kadar sebep olarak “kız vermeme” tartışmaları ön palanda tutulmaya çalışılmaktaysa da vahşetin bu boyutlarda olmasının altında yatan zihniyet Köy koruculuk sisteminin yarattığı canavar kişiliktir.
Ancak böylesi bir zihniyetin ürünü olan kişiliklerden oluşan bir yapı böylesi bir katliamı gerçekleştirebilir. Olay tek kişinin saldırısı olarak gerçekleştirilen bir saldırı olsa belki yine de her şeye rağmen kişisel cinnet olarak yorumlar yapılıp değerlendirmelerde bulunmak mümkün olabilirdi. Ancak saldırının en az sekiz kişilik bir grup tarafından gerçekleştirilmesi olayın organize bir şekilde planlandığını ve sonuçların hesaplandığını göstermektedir.
Feodal toplumsal yapının hala egemen olduğu bölgede insanların ellerine silahlar tutuşturulduğunda bu insanların ne zaman ve ne şekilde bu silahları kullanacağından emin olamazsınız. Hele hele her yaptıkları yanlarına kar kalan bir sınıf ya da zümre yaratılmış ve devlet gücü gölgesinde bunlar istedikleri gibi hareket etme şansı bulmuşlarsa bunların kontrol edilmeleri de bir o kadar güç olmaktadır.
Köy koruculuk sistemi son olayda da net olarak ortaya çıktığı gibi toplumsal bir yara halene gelmiş bulunmaktadır.Bu sistemin ortaya çıkardığı kişilik zapt edilmesi, kontrol edilmesi mümkün olmayan bir kişilik halene gelmiştir.Devlet iç güvenlik meselesini kendi kolluk gücü ile çözmek zorundadır. Benimsediği yöntemin doğruluğuna inanıyor ve sürdürme kararlılığı gösteriyorsa yerel güçlerden yararlanma stratejisini silahlı güç toplama şeklinde değil başka metotlar kullanarak gerçekleştirmelidir. Çünkü uygulanan köy koruculuk sistemi aynı zamanda toplum içinde de çekişmelere neden olmakta toplum bireylerinin ve ailelerin bir birine düşmanca tavırlar takınmalarına neden olmaktadır.
Köy koruculuk sisteminin yaygınlaştırılmasından sonra birçok aile ve aşiret eski anlaşmazlık ve davalarını başka kılıflara büründürmek suretiyle çözmeye çalışmıştır. Köy korucularının karıştıkları olayları gözden geçirdiğimizde bu sistemin ne kadar zarar verdiğini anlamak daha da kolay olacaktır. 1996 yılı sonu itibariyle sisteme katılan 77 bin köy korucusunun 23 bin’inin görevlerinden alınmaları sistemin sosyal bir yara yarattığının somut kanıtıdır. Sistem, sosyal alanda güvenliği sağlayacağına, sosyal huzursuzluk üreten bir yapıya dönüşmüştür. Sisteme katılan güçler; çete kurma, gasp, soygun, hırsızlık, silah kaçakçılığı, uyuşturucu üretimi ve ticareti, kadın ticareti, adam kaçırma, adam öldürme, meskene tecavüz, işkence, kız kaçırma, kadın kaçırma ve tecavüz gibi bir sürü kirli işin içine girmiş ve bu durumları kanun önünde bile tespit edilmiştir. Bu suçların yanı sıra ellerine silah alan köy korucularının devletin fiili temsilcileri havasına girerek ve kendilerine bir hesabın sorulmamasına güvenerek birçok haksızlıklar yaptıkları verilen örneklerde de görülmektedir.
Son örnek bizlere bir süredir gündemin arka planında kalan köy koruculuk sisteminin unutmamamız gerektiğini bir kez daha bütün acı boyutları ile göstermiştir.
Aklı başında olan hiç bir birey ve kesim böylesi bir vahşeti sergileyenlerin bilinçaltındaki kirliliği görmezlikten gelemez. Yaşamlarının en keyifli anlarının tadını çıkarmayı hedeflerken böylesi bir katliama maruz kalanların haklarının mutlak surette aranması gerekmektedir. Olay töre kılıfına büründürülmek suretiyle kapatılmayacak kadar vahim bir olaydır. Olayı gerçekleştirenlerin koruculuk mantığından bağımsız hareket ettikleri düşünülemez. Yapılması gereken elbette bu olayın adli takibatı ile gereklerini yerine getirmektir ancak bundan daha elim ve daha vahim olan ise köy koruculuk sisteminin bir türlü gözden geçirilmemesidir. Hükümeti ve bu konuda yetkili olanları bir an önce bu konuda çözüm üretmeye davet ediyoruz. Böylesi katliamların tekrar yaşanmaması dileğiyle ölenlere rahmet ailelerine başsağlığı diliyoruz.
Next