8 Mart dünyada olduğu gibi ülkemizde de kadınlar günü olarak kutlanmaktadır. Yılın her günü gibi bu anlamlı günün de kadınlarımıza kutlu olmasını dilerim
Anamız, bacımız, ablamız, eşimiz, yoldaşımız, kızımız, ninemiz, halamız, teyzemiz olan kadınlar özgürleşmeden toplumun özgürleşmesi mümkün müdür?
Toplumda genel olarak, kadın özgürlük meselesine “Namus” kavramı çerçevesinden bakılmasından kaynaklı yanlış anlaşılan bir kanı mevcuttur. Bu kanı dini motifler, gelenekler, görenekler ve sübjektif yaklaşımların genelleşmesi sonucunda tabu haline gelmiş bulunmaktadır. Bu anlayışın değişik metotlar kullanılarak giderilmesi zorunlu hale gelmiştir.
Toplumun temel çekirdeği aile olarak kabul görmektedir. Ailenin kutsaliyeti de buradan gelmektedir. Toplumun temel direği ve kurumu nasıl aile ise. Ailenin temel direği de kadındır. Aile de kadın ne kadar güçlü ise toplumda da aile o kadar güçlü olacaktır. Güçlü aileye sahip olan toplumların güçlü olmasından daha doğal ne olabilir ki. Ailede kadın ne kadar özgür ise, toplumda da aile o kadar özgür olacaktır ve bu beraberinde özgür toplum gerçeğini yaratacaktır.
Çok iyi bilmekteyiz ki toplumun geleceğini oluşturan çocuklarımızın temel eğitimi, beslenmesi, bakımı anneler tarafından gerçekleştirilmektedir. Çocuk sevgiyi, saygıyı, davranış kurallarını, sahiplenmeyi, küsmeyi, barışmayı, paylaşmayı hep ailede ve çoğunlukla kadından öğrenir. Kadının bilgi ve özgürlük düzeyi ile aile içindeki konumu çocuğun yetiştirilmesi ve hayata bakış tarzını bire bir etkileyen unsurdur. Bu nedenle kadın özgür olmalıdır.
Kadınların ülkemizde “Namusumuz özgürlüğümüzdür” sloganları ile “ Kimsenin namusu değiliz” çıkışları ile ön palana çıkarıp vurguladıkları kavramları doğru anlamak gerekmektedir. Bu çıkışlar yüzyıllardır hak ettiği yere gelmelerini engellediğimiz için önümüze konan sonuçlardır.” Sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” anlayışına verdikleri cevaptır. O sıpaların bizler olduğunu hatırlamadan söylediklerimiz bugün karşımıza çıkınca doğal olarak güce dayalı erkeklik içgüdülerimiz harekete geçiyor.
Toplumda artık empati kurmak kural haline gelmelidir. Oğlumuzun kız arkadaşı olduğunu öğrendiğimiz de nasıl davranıyorsak kızımızın erkek arkadaşı olduğunda da aynı duyguları beslemek zorundayız. Oğlumuz sosyal davranışlarından ya da hatalarından dolayı nasıl intihar etmiyorsa veya etmek zorunda kalmıyorsa kızlarımızın da aynı avantajlara ya da haklara sahip olması gerekir. Kadınlarımızın artık korkumuzdan hayatlarına son vermelerinin ağır vebalini çekmek zorunluluğundan kurtulmamız gerekir.
Günün tarihçesini de şöyle özetlemek mümkün;
“8 Mart günü Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanır. Kadınlara özgü bir günün var olması düşüncesi ilk kez, 26-27 Ağustos 1910’da Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında ortaya atıldı ve kabul edildi. Birçok ülkede her yıl kutlanmaya başladı. İsveç’te ise 1912 yılından itibaren kutlanmaya başladı. Ancak ilk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde ama her zaman ilkbaharda kutlanıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı tarafından olmuştur.
İki dünya savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de kutlanılmaya başlamasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1977 yılında 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti.”
Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;
1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.
2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.
3. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.
4. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.
??
??
??
??
1
Next