Her yıl 10-17 Aralık tarihleri arasında İnsan Hakları Haftası adı altında etkinlikler düzenlenmektedir. Gerekçe ise İnsan Hakları Evrensel bildirgesinin Birleşmiş milletler tarafından kabul edilmesidir. 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen bildirgenin bu yıl 64. Yılını kutluyoruz.
Evrensel Bildirge, Birleşmiş Milletlerin kurulmasından üç yıl sonra, 10 Aralık 1948 yılında kabul edilmiş böylece insanlık, çağdaş dünyanın en temel insan hakları belgesine kavuşmuştur.
İnsan Hakları Derneğinin bu yıl hafta etkinlikleri çerçevesinde belirlemiş olduğu konu “Yaşam Hakkı!” konu hem zamanlama açısından hem de içerik olarak iyi seçilmiş bir konudur. Çünkü yaşam hakkı vazgeçilmez, devredilemez, farklı bir şekilde ele alınamaz olan temel haktır ve bu hak ihlal edildiğinde her şey biter.
Ülkemiz ve bölgemiz ne yazık ki son dönemde bu hakkın ihlali ve korunması konusunda en çok tartışılan ülke ve bölgelerdendir. Bu durumun iç açıcı olmadığını belirtmek gerekiyor. Üstelik uygulanan politikalarla At sırtından ilerleyen ecdat politikaları sürdürmek istenmekte ancak evcil atın üzerinden bile durulamayarak sırtı üstü yere düşülmektedir.
Kürt sorunundan kaynaklanan iç çatışmalar nedeniyle her ay açıklanan bilançoya dönüşmüş istatistiksel rakamlar insanın beynini ve vicdanını parçalamaya yetiyor. Ortalama her ay 100 gencimizi bu sorun nedeniyle birbiriyle çatıştırmakta ve ölümlerine neden olmakta olan ebeveynler konumunda bulunmaktayız. Çözüm yerine hala nara atmayı meziyet sayan bir anlayışla.
Son bir yıl içerisinde kışlalarda meydana gelen asker intiharlarının çatışmalarda kaybedilen insan sayısından fazla olması bizzat Meclis İnsan Hakları araştırma komisyonu tarafından kamuoyu ile paylaşıldı ve konu halen tartışılıp değerlendirilmektedir.
Kadın intiharları ve namus cinayetleri konusunda da ülkemiz çağdaş ülkeler kategorisinin en dip sıralarında bulunmaktadır. Bu konuların ve anlayışın yeterince önemsenmemesi ve gerekli hassasiyetlerin ortaya çıkmaması veya bu hassasiyetlerin basın açıklamalarının ötesine geçmemesi ise işin diğer bölümünü göstermektedir. Bununla birlikte cinsel eğilimleri nedeniyle öldürülen LGBT bireylerin durumu daha da acı bir durumdur. Hiç kimsenin cinsel eğilimleri nedeniyle öldürülmesine iyi gözle bakılamaz. Bu konuda göz yumucu bir algı ve anlayış benimsenemez, benimsenmemelidir.
Konu elbette bununla bitmemektedir. Kara mayınlarının yasaklanmasına rağmen ve bu konuda anlaşma ve sözleşmelerin altına imza atılmasına rağmen ülkemiz hala en fazla mayın bulunduran ülkelerin listesinde başköşelerde bulunmaktadır. Geçenlerde açıklanan rakamlara göre mayınlar nedeniyle yaşamını yitiren onlarca insan bulunmaktadır. Bu sinsi ve hedefi belli olmayan silahın ortadan kaldırılması için de altına imza atılan sözleşmelerin gerekleri yerine getirilmelidir.
Cinayet kategorisinden sayılmayan ancak cinayetten farksız olan İş kazalarının durumunu da unutmamak gerekmektedir. Başta Tuzla Tersaneleri olmak üzere ülkemizde iş güvenliği önlemleri alınmadığı için her yıl yüzlerce vatandaşımız yaşamını yitirmektedir. Kaza olarak raporlanan ancak her biri cinayet şeklinde yorumlanması gereken bu ölümlerin de önlenmesi için gereken adımlar atılmalıdır. Çalıştıkları çadırlarda yanarak öldükten sonra gece yarısı operasyonları ile sigortaları yapılan işçilerin durumu hala belleklerimizdeki yerini korumaktadır.
Sadece bunlar değil elbet. Trafik kazalarında yaşamını kaybeden insanlarımızın sayısı neredeyse yukarıda saydığımız başlıklar altında yaşamını yitiren insanlarımızın toplamından fazladır. Trafik kurallarına uymamaktan dolayı kaybedilen insanların durumlarının birer cinayetten eksik olmadığını belirtmemiz gerekmektedir.
Bütün bunlar bire bir yaşam hakkı ihlali ile ilgili ana başlıklardır. Bir de insanın temel hakkı olan durumları da gözden geçirmek gerekmektedir. Çocuk cinayetleri ve tutuklanmaları, cezaevi koşulları, Toplumsal linç girişimleri de değerlendirilmesi gereken konuların başında gelmektedir.
Ülkede durum buyken çevremizdeki ülkelerin yaşadıkları iç savaşlar nedeniyle kan gölünü döndüğüne hepimiz tanıklık etmekteyiz. Her ne kadar Arap baharı diye yutturulmak istense de olayın ortadoğu’yu yeniden şekillendirmekten ibaret olduğu açıktır. Bir Kunta Kinte’nin ABD’nin başına gelmiş olması ne yazık ki Emperyalist paylaşım meselesini azaltmamıştır. Hala ticari ilişkiler ve çıkarlar insan yaşamının üzerinde yer almakta bu da evrensel beyannamenin ruhuna aykırılık teşkil etmektedir. Daha güzel günlerde ve dünyada yaşamak özlemiyle İnsan Hakları Haftasını kutluyoruz.
Next