Son haftada hepimizi derinden özün hadise şüphesiz Suriyede karanbole getirilen kimyasal silah saldırısı oldu. Binlerce çocuk ve kadının yaşamını kaybettiği kimyasal zehirleme saldırısı Suriyede’ki çatışmanın geldiği boyutu da bir kez daha gözler önüne sermiş oldu.
Suriyede bu saatten gayri insanlık ölmüştür. İktidara sahip olmak için gözünü kırpmadan çocuk zehirleyenler ne insanlığı ne de iktidarı hak ediyor.
KİME HİZMET EDECEKLER?
Ülke yönetmek bilindiği üzere ülkeye ve ülke insanlarına hizmet etmeyi amaçlamak zorunda. Eğer yönetenler yönettikleri yere ve yönettikleri insanlara saygıdan mahrum kalmışlarsa artık yönetici vasfından çıkmışlar demektir. Yönetici vasfı taşımadığı halde yönetmeye kalkışanlar ise zorbadırlar, baskıcıdırlar, diktatördürler ve çıkarcıdırlar.
Gözlerinin gördüğü tek şey tapındıkları koltuk ve makamları ve bu makamların sağladığı çıkarlarıdır. Hizmet ettikleri ise insanlık değil kendileri ve aileleridir. Hırslarına yenik düşmüşlerdir ve zulümlerinde boğulmaya mahkûm olmuşlardır.
KİMİ KURTARACAKLAR?
İktidar koltuğuna palazlanıp yönetim adına kan kusturanlar kadar kurtarma adına ortaya çıkıp etrafı kan gölüne çevirmekten çekinmeyenlere de bakmak gerekiyor. Neyi, kimi kurtaracakları kadar nasıl kurtaracakları da önemli bir meseledir. Haksızlıklara karşı çıkmak elbette gerekli ve zorunludur. Ancak haksızlıklara karşı çıkarken haksızlık yapmak veya haksızlıkların artışına neden olmak da zalimle aynı sonuca giden gelişmelere imza atmak demektir. Hele zalimden kurtarmak adına zulmetme asıl büyük tehlikedir. Çünkü bu tavır insanların tekrar zalimlerin kucağına kaçırtmaktan başka işe yaramaz.
Zalimden kurtulmak için başka zalimlerin koltuğuna sığınmak ve ortalığın darmadağın olmasına sebebiyet vermek de zalimin zulmünden farklı bir zulüm değildir.
100 BİN ÖLÜM
Suriyede Esat yönetimini devirmek için sürdürülen çatışmalar iki yıldır sürdürülmektedir. Olaya sadece Esat yönetimini yıkmakla sınırlı görülmüyor. Aynı zamanda bölgedeki Şii iktidarları ortadan kaldırmayı da içinde barındıran bir olgu olarak karşımızda duruyor. Dün bu iktidarları silah zoruyla iş başına getirenler bu gün benzer yöntemlerle onları iktidardan uzaklaştırma çabası içerisindedirler. Bu durum uzağı olmasa da yakını çok alakadar ediyor. Çünkü bölgede başlayacak olan bir Sünni- Şii çatışması tarihteki olayların farklı boyutları ile yaşanması demektir ki bu bölge bu çatışmalardan az çekmemiştir. Eskiden bu çatışmalardan kaynaklı olarak savaş meydanlarında yüz binlerin kellesi uçuruluyordu şimdi ise ülke sınırları içerisinde yüz binler birbirlerine öldürtülerek aynı sonuca gidilmek istenmekte.
Çöktü çökecek denilen Beşar Esat yönetimi iki yıldır müttefiklerinin yardımı ile ayakta duruyor. Kuzeyden, Güneyden Batıdan yapılan saldırılarla çökertilemediği için azgınlaşan bir yönetim ortaya çıktı. Ayakta kalanlar daha diri ve sıkı bir şekilde kenetlenmeye başladı ve mevzi kazanmaya başladı. Bunu gören karşıtlar ise bir türlü toparlanamadılar. Kazanmak için batıya güvenmişlerdi ama umduklarını bulamadılar. Şimdi ise bekledikleri o desteğin sağlanması için yapamayacakları kaos kalmayacaktır.
KİMYASAL TEHDİDİ
BM temsilcilerinin Suriyede kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını araştırdığı bir sırada binlerce insanın kimyasal silah saldırısı sonucunda öldürüldüğüne yönelik resimler ve haberler dünya kamuoyuyla paylaşılmaya başlandı. Bu manzaraya bakıp zulme lanet okumayan tek bir insanın olabileceğine inanmıyoruz. Lanetliyoruz ve kınıyoruz. Çünkü bu acının insanlık âlemine ne zararlar verdiğini biliyoruz. İkinci dünya savaşanı bitiren bu saldırıydı. Sadece savaşı bitirmedi aynı zamanda insanlığı bitirdi. Hiroşima ve Nagazakiye atılan atom bombalarından bahsediyoruz. Bu silahlar öyle bir sonuç doğurdu ki insanlık teslim oldu. Silahı kullanmaktan çekinmeyen ABD ve müttefikleriydi.
Kimyasal silah kullanımının ikinci aşamasını Irakta gördük. Saddam Hüseyin diktatörlüğü Kürtlerin haklarını vermekten ise onları yok etmeyi yeğlemişti. Halepçe katliamında Kimyasal Ali ile yaptığı operasyonda binlerce kürdün kanına girmişti.
Şimdi aynı senaryonun Suriyede uygulanmasından söz ediyoruz. Kimyasala bulaşanın kurtulma şansının olmadığını biliyoruz. Bu nedenle Suriyede kimyasal kullanılmış ise kullananında kullanmaya zemin hazırlayanında bunun üzerinde oyun oynayanında selamete erme imkânının olmadığına inanıyoruz. Gazap yağdırmışlardır ve Allahın gazabına uğrayacaklardır.
İktidara gelmek veya iktidarda kalmak için Kimyasal gazlar ve bombalar kullanmak dahil hiçbir şeyden çekinmeyen insanlık düşmanlarının yaptıklarını kabullenmek söz konusu değildir. Bu nedenle Türkiye’nin yapacağı iş ekranlarda Sayın başbakanın yaptığı gibi ağlamak değildir. Sağlam ittifaklarla, sağlam ve güvenilir ilişkiler geliştirmektir. Kürtleri görmezlikten gelip kapıları kapatıp kuzeyde nifak tohumları seyredilirse güneyde kimyasal yağar. Ve suçsuz insanlık yok olur. Ağlamaktansa doğruyu ve haklıyı görmek daha sağlıklı olur. Kimyasal ile ancak bu şekilde mücadele olur.
Next