Cumartesi günü Batman Barosu Av. Sedat Özevin İnsan Hakları okulunun yeni çıkarılacak olan “İç güvenlik yasası” konulu paneline katıldık. İstanbul Barosunda Av. Gülizar Tuncer ve İzmir Barosundan Av. Nalan Ertem’in konuşması olarak katıldıkları panelin moderatörü de Av. Erkan Şenses’ti.
Öncelikle belirtmek isterim ki bunca eleştiriye rağmen çıkarılacak olan iç güvenlik paketinin bu kadar tehlikeli bir yasa olduğunu tahmin etmemiştik. Bu yasa ile ne kamu güvenliği, ne kamu otoritesi, ne devlet itibari, ne vatandaş güveni diye ortada bir şey kalmayacağını söylesek inanabilirsiniz. Çünkü biz de inanmıyorduk ama söylenenleri dinleyince nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu net olarak anladık.
Öncelikle hükümetin dayanak olarak göstermiş olduğu kamu güvenliği ve kamu otoritesinden bahsedelim. Kamunun güvenliği demek vatandaşların yani bizlerin güvenliği demek. Hükümetin bu yasal düzenleme ile bizim güvenliğimizi ön plana almasını beklemek gerekiyor ama ne yazık ki kazın ayağı öyle görünmüyor. Çünkü hükümet bu yasa ile kamunun yani vatandaşın güvenliğini değil kolluk gücünün serbestliğini ve sınırtanımızlığını sağlıyor. Taş ve sapan silah olarak kabul ediliyor. İster kullanın ister kullanmayın ama bilye bile silah olarak algılanacak ve kabul edilecek böyle olunca da cebinizdeki veya bir çocuğun cebindeki sapan silah olarak kabul edilince ona karşı silah kullanmak görev olarak kabul edilecek. Diğer araç ve gereçler zaten silah olarak görülüp öldürme nedeni sayılabilecek!
Üzerinizdeki her hangi bir kıyafet eğer “terör örgütünü” çağrıştırıyorsa o zaman yandınız. Hele hele atılan gazdan etkilenseniz bile yüzünüzü kapattıysanız yine yandınız yetmedi siz sırık gibi dursanız bile birisi bir slogan atarsa yine yandınız. Yani sırf orada bulunduğunuz için iki buçuk yılın üzerinde ceza alma tehdidi ile karşı karşıyasınız demektir. Niye bu kadar demeyin çünkü bu sınır erteleme sınırlarının üzerinde de ondan. Sonrası mı? Devam edelim. Bir gösterisi sırasında veya caddede yürürken bile eğer polis sizden şüphelendiyse sizi alabiliyor. 48 Saat boyunca size gözetim altında ve istediği yerde tutabiliyor ve yerinizi de kimseye bildirmek zorunda değil. Sadece bu kadar değil üstünüzü ve eşyalarınızı arayabiliyor. Bunları yaparken de toplumsal meselelerde valinin izni veya talebi yeterli hale geliyor. Yani yargı devre dışı. Kamu düzeni veya iç güvenlik yasası denilen düzenleme Polis vazifeleri ve salahiyeti kanunu, Terörle mücadele kanunu, CMUK, Noter yasası ve benzeri bir dizi yasada değişiklikler yaparak vatandaşın özgürlüğünü adeta ipotek haline getirirken kolluk gücünün müdahalesini meşrulaştırıyor.
Burada öne çıkan başka bir konu daha var. O da hükümetin meseleye bakış açısı. Önceki dönemde Avrupa Birliğine üyelik süreci gereği çıkarılan yasalar demokrasi ve insan hakları ile özgürlükler gerekçe gösterilerek kamuoyu ikna ediliyordu. Dolayısı ile çıkan yasalar daha özgürlükçü yasalardı şimdi tam tersine bir süreç izleniyor. İç güvenlik ve kamu düzeni adı altında daha evvel sağlanan Özgürlükler tek tek geri alınıyor ve ülke ihlaller ülkesine dönüştürülme zeminine getirilmeye çalışılıyor.
Hele hele çözüm süreci denilen bir süreç yürütülmekteyken toplumsal olaylara ve vatandaşa karşı gösterilen bu güvensizlik ve tahammülsüzlük vatandaşın sokağa çıkmasını engelleyecek bir hal alacaktır. Üstelik bu yasal düzenlemelerden sonra kolluk gücünün kullanacağı orantısız güç ve neden olacağı öldürme, yaralama, gözaltına alma ve tutuklamalar nedeniyle ülkenin eski OHAL dönemine geri gitmesi artık içten bile değil. Çünkü bu yasalar düzen yasası değil düzensizlik yasası gibi geliyor. İç güvenlik yasası gibi değil iç savaş yasası gibi geliyor. Bunu sadece biz söylemiyoruz hukukçular bile bu yasadan endişeli ve telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracağı konusunda hem fikir gibi görünüyorlar.
Bu nedenle bu yasaların ülkeye fayda yerine zarar getireceğini belirtelim. Biz hükümetten daha özgürlükçü, hak ve hukuka uygun yasalar beklerken böylesi bir manzara ile karşı karşıya kalmayı beklemediğimizi belirtmek isteriz. Çünkü pratikten de çok iyi biliyoruz ki özgürlükler arttıkça insanların güven endeksi daha artıyor ve olaylar daha çok azalıyor. 6-7 Ekim olaylarının bahane edilerek bu yasalara zemin hazırlandığını düşünüyoruz.
 Bu yasalar yokken bile ülkemizde meydana gelen olaylarda yüzlerce vatandaşımızın yaşamını kaybettiğini hepimiz biliyoruz. Peki, bu yasalar gündemdeyken kolluk gücünün gerçekleştireceği orantısız gücün kontrolünü kim sağlayacak?
Eğer amaç kamunun güvenliği, vatandaşın huzuru ve güvenliği, otoritenin tesisi ise daha fazla özgürlük sağlanarak bu durum sağlıklı bir zemine oturtulmalıdır. Çünkü yasaklarla, öldürmelerle, tutuklamalarla bir yere varılamadığını ve bu nedenle bu yöntemden vazgeçildiğini hepimiz iyi biliyoruz. Hatta hükümetin bu kadar seçim kazanmasının sebebi bu yasaları çıkaranlara karşı duyulan öfkeydi. Ama hükümet ne yazık ki bu düzenleme ile kendi bindiği dalı da kesmiş olacak. Şu anda lehte görülen adımlar rüzgâr döndüğünde aleyhte eserse korkarız ki durum o zaman daha net anlaşılacak. Bu verimli panelden dolayı baroya teşekkür ederken hükümetin de çok geç olmadan gerekli derslerin çıkarılması dileğiyle…