Coğrafyamızın hiç eksilmeyeni savaşlar. Tarihten beri var olup, eksilmeyen  hükümranlık kavgaları. Ve hiç dinmeyen Anaların gözyaşları… Bir “Anneler Günü”nü daha geride bıraktık; lakin annelerin güldüğü, sevindiği bir anneler günü değil; üzüldüğü, gözyaşlarının sel gibi aktığı bir anneler günü! Hiç yüzlerini güldüremedik bu şefkat abidesi, bağrı yanık annelerimizin. Her seferinde belki bu sefer annelerimizin yüzlerini güldürürüz umuduyla bekleriz anneler gününü; ama hiç olmadı ve olmayacak gibi de; çünkü bir türlü bitmedi kardeşin kardeşi vurduğu/ kardeşin kardeşe vurdurulduğu bu sonu görünmeyen savaş. Ana yürekleri bu sefer de yandı ismini koyamadığım savaştan. Ana yürekleri aynı acıyı paylaştı, aynı acı duygulara ortak oldular. Annelere yapılan bu haksızlık yıllardır gözlerimizin önünde; ama her haksızlık için seferber olunurken bunda kutuplaşmaya gidiliyor. Birileri ateş yakıyor, diğerleri ateşi söndüreceklerine ateşe körükle yaklaşıp ateşi daha da alevlendiriyor. Ve bunun sonucunda umutlar ertelenmiş oluyor, kimi anneler üzerilerinden hiç çıkarmamak üzere karalar bağlanıyor. Türkiye’de her ne vakit umutlar yeşermeye başlıyorken, bilinmeyenler tarafından yeşermeye başlayan fidanlara su verileceğine, asit veriliyor. Bundan üç yıl önceydi Diyarbakır’da bir panele katılmıştım, panelde çok duygulu, anlamlı, geleceğe dair umut verici bir sahneyle karşılaştık: Sahnede iki anne: biri Türk, çocuğunu  askerde kaybetmişti; diğeri Kürt, çocuğunu dağda kaybetmişti. Bu iki bağrı yanık anne el ele tutuşmuş ve çocuklarını kaybetmenin acı duygularını paylaşarak, paneldekilere şöyle seslenmişlerdi: “Bizler çocuklarımızı farklı konumlarda kaybetmiş olabiliriz; ama duygularımız ortak: çünkü bizler anayız, bu acıyı her anne iyi bilir onun için lütfen bitsin bu kardeş kavgası, biz evlatlarımızı kaybettik başkaları kaybetmesin.”

        Evet ana yüreği böyle işte kendisi gördüğü acıyı başka analar görmesin diye yapmayacağı fedakarlık yoktur. Bu fedakar anneler için ne yapılsa azdır, zaten annelerin de fazla istedikleri bir şey yok sadece en doğal hakları olan çocuklarının yaşamı. Umuyorum ki en kısa zamanda annelerimize çok gördüğümüz barış ortamını yakalar ve annelerimizin yüzlerini üç yüz altmış beş günde bir değil her gün güldürürüz…

Aslında ben daha güzel ölürdüm  

arka bahçede askercilik oynarken   

tahta tüfeğimle toprağa uzanır  

annemin sesiyle doğrulurdum hemen  

-Çabuk kalk üstün kirlenecek hınzır!  

Yerdeyim yine bak anneciğim  

n’olur kızma adımı çağır  

 

        Sunay AKIN