Yüzyıl önce bu topraklarda ekilen fitne tohumları sürekli sulanmakta ve insanımızın kanı ile beslenmektedir. Birileri bu topraklarda yaşayan insanlara huzuru ve mutluluğu çok görmektedir.
Zulüm ve istibdat üzerine kurulu sistemler müntesiplerine daima kan ve gözyaşı bırakmışlardır. Yıllardır bu fitne ateşine körükle gidenler sonunda binlerce genci dağlara yolladılar. Ve onları oradan indirmek için de bu kez kardeşlerini peşlerine saldılar. Bununla da yetinmeye niyetleri yok.
Ve yıllardır yitirilen canlar, akan kanlar, yetim kalan çocuklar, evlat acısıyla dağlanan ana yürekleri, hayatlarının baharında dul kalan bacılar. Kime ne faydası oldu bunların. Bu gençlerin dağa çıkmaları engellenemez miydi? Yoksa engellenmek istenmedi mi? Belki de birileri onların üzerinden gerçekleştirmek istedikleri hesapları vardı. Ne de olsa analar daha nicelerini doğuracaktı.
Ergenekon gibi yapılanmalar da yıllardır Kürt halkının sorunlarını bahane ederek büyümediler mi? Sorunu çözümsüzleştirenler ile çözümsüzlüğünden medet umanlar aynı odaklar değil mi?
Demokratik gelişmeleri kendilerine engel görenler, şiddeti çözüm olarak sunanlar kendilerine hangi menfaatleri devşirmektedirler? Ya en doğal istekleri bile bölünme ile eşdeğer görenler ülke topraklarını üzerinde yaşayanlara dar etmiyorlar mı? Yıllardır uyguladıkları anti demokratik yöntemlerle bu sorunun bu hale gelmesine zemin hazırlamadılar mı? Bu anti demokratik yöntemler birilerinin ekmeğine yağ sürmedi mi?
Ergenekon çetesinin de istediği bu değil miydi? İnsanları ayrıştırarak birbirine düşürmek. Bu kaostan faydalanarak sinsi emellerine kavuşmak. Şimdi de bu ortamı hazırlamaya çalışmaktadırlar. Böylece demokratik ortamda elde edilecek kazanımları boşa çıkarmak, insanları birbirine düşman bellemek, kardeş kavgasını körüklemekle emellerine ulaşabileceklerini sanmaktadırlar.
Taraf Gazetesi her zaman olduğu gibi can alıcı sorularla bu olaya yaklaşmıştır. Birilerinin hesap vermesi gerekiyorsa, artık vermelidir. Artık kimse la yüsel (hesap sorulamaz) olmamalıdır. Bu satırları yazarken Diyarbakır’lı Davut İlbaş’ın cenaze töreni vardı ekranlarda. O feryatları daha ne kadar duyacağız. O an klavyemin üzerine gözyaşlarımın akmakta olduğunu fark ettim. Nasıl akmasın ki, yıllardır ülkenin her tarafında aynı acı ve gözyaşı yokmuydu? Ana yürekleri daha ne kadar dayanacak bu acılara?
Şiddeti çözüm olarak görenler, şiddeti besleyenler, medet umanlar, uzak veya yakın menfaat umanlar, kalben destekleyenler, dağlara binlerce genci ölüme gönderenler, karakolları korumakta zaaf gösterenler sizin de yüreğiniz sızlamadı mı? Eğer sizde vicdanın ve insafın zerresi kaldıysa iki damla gözyaşı da siz dökeceksiniz. Yaptıklarınızdan pişman olacaksınız.
Hamasi nutukların zamanı geldi geçti bile. Ülkenin insan ve maddi kaynaklarını berhava etmenin zamanı da geçti. Hiçbir ana artık ağlamasın. Ülke sathını savaş alanına çevirmek isteyenlere fırsat verilmemeli.
Next