Avrupa parlamentosu yayınladığı son raporunda Türkiye´ye Kıbrıs ve demokratikleşme çalışmaları konusunda eleştiriler getirerek düzenleyici adımların atılması hususunda çaba gösterilmesini istedi. Balyoz darbe planının da eleştirildiği açıklamalar hükümet tarafından tek taraflı olarak hazırlanmış bir metin olarak görüldü ve kabul edilemez olarak yorumlandı. Konu ile ilgili olarak AB ülkelerinin büyükelçileri ile buluşan Başbakan Erdoğan;”Gözünüz kör müdür? Diye sormaktan kendini alamadı.

Sahi, bu girmeye çabaladığımız AB ve Parlamenterlerinin gözü kör müdür?

Türkiye´de olup bitenlerin farkında değiller midir?

Nasıl oluyor da böyle kararları bu kadar sakin alabiliyorlar!

Avrupa Parlamentosunu eleştireceğimize biraz dönüp kendimize bakmamız lazım. Biz gözümüzdeki çuvaldızı görmeyip başkasının gözündeki iğneyle uğraştığımız sürece bu tür eleştirileri almaya devam edeceğiz.

Eleştirilerin bir kısmı işimize gelince olumlu bulunacak ama işimize gelmeyenler eleştirilecek. Böyle şey olmaz.

Bizler ve iktidar partisi de vesayet konusunda eleştiriler yapmıyor muyuz?

Ülkedeki statükocu yapının ortadan kaldırılması, yönetimin ve idarenin şeffaflaşması, yasaların ve uygulamaların demokratikleştirilmesi için AB normlarını uygulamak için çaba göstermiyor muyuz?

Gösteriyoruz. Tek çıkar yolun da AB normlarını yakalamak olduğunu çok iyi de biliyoruz.

Adamlar bir konuyu değerlendirirken belirlenen kriterlere göre hareket edip sorunu ona göre yorumluyorlar. Biz ise işimize gelini kriter belleyip uygulamaya çabalıyoruz. Eleştiri gelince de bozuluyoruz.

AP´nin bizdeki yanlışlıkları gördüğü için değil ama görmemesi durumunda kör olması gerekmez mi?

Ülkemizde iç çatışma yaşanmakta kırk binin üzerinde insan hayatını kaybetmektedir. Bu sorunu çözemiyoruz aman kimseler görmesin istiyoruz.

Dört bine yakın köyümüz virane oluyor. Sorunu çözemiyoruz herkes görmezlikten gelsin iç sorunumuz diyoruz.

Siyasal Partileri Kürt partisi olduğu için kapatıyoruz. Milletvekillerinin milletvekilliklerini düşürüyoruz. Yargının kararı diyerek işin içinden zeytinyağı gibi kıvrılmaya çabalıyoruz.

17 binden fazla faili meçhul cinayetin işlendiği bir ülke sicili taşıyoruz ama demokrasimize laf söyletmiyoruz.

1657 çocuğumuz ve binlerce büyük yurttaşımız kayıplar zincirini oluşturuyor ama biz “Hamdolsun” diyerek sineye çekiyoruz ve kimse bize sormasın istiyoruz.

Milyonlarca yurttaşımız aç ve açıkta işsiz güçsüz ortalıkta sürünüyor, gelir adaletsizliği almış başını gidiyor. Hırsızlık temel meslek haline gelmiş ülkemizde, biz kriz teğet geçiyor nidaları ile ortalığı sarsıyoruz ve insanlar inansınlar istiyoruz.

Basın üzerindeki baskılarımız artıyor gazete sorumlularına yirmi yıllık cezalar veriyoruz ama basın hürdür ve baskı yoktur diyoruz ve inansınlar istiyoruz.

Çocuklarımız özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde terör suçuyla cezalandırılıp cezaevlerine atılıyor yurtta ve dünyada manşetlerden bu haberler okunuyor ama biz kimse görmesin istiyoruz.

Cezaevlerimizde 44 kişi ağır hastalıkları nedeniyle ölümü beklerken onları salıvermiyoruz ama soranlara iç işimiz diyoruz. Raporlar diyoruz ve inanmalarını bekliyoruz.

Sekizi görevdeki Belediye Başkanları olmak üzere siyasetçileri siyaset yaptıkları için tutuklayıp cezaevlerine atıyoruz ama demokratik açılım olarak görülmesini istiyoruz.

Bu örnekleri artırmak mümkün ama bu kadarı bile yeter.

Şimdi siz elinizi vicdanınıza koyup söyleyin bunları görmemek için kör olmak gerekmiyor mu?

Sayın Başbakan doğru bir belirleme yapmış ama kendi tarafına çekmiş olayı. Avrupa Parlamentosunun ülkemizde olup biteni görmemesi için kör olması gerekir.

Adamlardan yakınacağımıza kendimize çeki düzen vermeliyiz. Bir musibet bin nasihatten daha iyidir diyerek lazım olan adımları atmalıyız.

Kör müsünüz dersek adamlar çıkıp yok kardeşim değiliz bak görüyoruz diyeceklerdir biline…