Sosyal, siyasal veya ekonomik alanda aynı ortamı paylaşanların tamamının aynı bilinçte olmalarının imkânı yok. Hatta aynı ortamda bulunmalarına rağmen aynı şekilde düşünmediklerini de belirtmek yanlış olmaz. Somut verilerle kendilerini ispat edemeyenlerin denedikleri yolların başında kaçak güreşmek gelir.

Haksızlık yapmaya niyeti olup, bunun için bahane arayanların tavırları ise misal olarak toplumda dilden dile yayılmıştır.

Adamın biri karısından istediğini alamayınca bahane aramaya başlamış. Kadıncağız evinin işini dört dörtlük yapıyor, bir işten bir işe koşuyormuş. Evini temiz tutuyor, çocuklarına bakıyor, üstü başı düzgün, yemeklerini hazırlıyor, dedikodu yapmıyor, güzelliği yerinde ama bu kocası için yeterli olmamış. Bir gün eve gelen koca karısını dövmek için bahane aramış ama elde bir bahane yok. Kadıncağız oturmuş hamur yoğurmakta, adam birden saldırmaya başlamış neye uğradığını anlayamayan kadın feryadı figan eylemiş. Araya girenler ayırmışlar. Kadına sormuşlar neden dayak yedin diye;

- Kadın vallahi bilmiyorum geldiği gibi saldırdı demiş.

Aradakiler inanamamışlar. Bu kez kocasına sormuşlar neden saldırdın diye? Bir bahane bulamayan koca başlamış anlatmaya;

- Efendim bu gördüğünüz kadın hamur yoğururken orasını burasını sallıyordu bende dövdüm.

Araya girenler kocanın aslında bahane aradığını anlamışlar ama bu olay da dillere destan olmuş.

Bölgede yaşayanlar bilirler, eskiden Kürtler ile Ermeniler bir arada yaşayıp giderlermiş. Gün gelmiş yukarıdan yapılan hesaplar sonucunda beraber yaşayanların arasına nifak sokulmuş. Güçlüler güçsüzleri ezmiş, kaçan canını kurtarmış, kaçamayan mevta. Bu arada her şeye rağmen malını mülkünü bırakıp gitmek istemeyenler de çıkmış tabi. İşte örneğimiz bunlara ilişkin.

Civar köylerden birinde (İsmini yazmaya gerek yok yerlilerin çoğu bilir) yaşayan şeyh hazretleri A köyünde oturan birkaç Ermeni’yi ürkütüp köyden kaçırtmaya çabalamaktadır. Malum onlar kaçarsa mülkleri şeyh’e kalacak. Şeyh civar köylerden müritlerini toplamış çıkmış köyün meralık alandaki meydanlık alana başlamış tur atmaya. Şeyh önde müritler arkasında. Bizim gayrimüslim kesim de eğile büküle şeyhin önünden geçip işe yetişme telaşında, tabi postu deldirtmeme telaşının getirdiği saygıyı da göstererek. Şeyh birden heyhat bire kâfir diye bağırmaya başlamış. Müritler koşuşmuş, gayrimüslim zat ürkmüş.

- Hayrola şeyh hazretleri ne kusur ettik.

Şeyh kükremiş;

- Be bire kâfir sen benim gölgeme bastığının farkında değimlisin. Nasıl evladı resulün gölgesine basarsın.

Olayı duyan müritler başlamışlar zatı dövmeye. Sonuçta adamlar köyü terk edip mülkü şeyhe bırakmak zorunda kalmışlar.

Aradan yıllar geçti gitti. Ama zihniyet boyut değiştirerek yine karşımıza çıkmakta gibi.

Düzeni bozanlar, bozdukları düzeni düzeltemeyince ne hikmetse hatayı başkalarına atmaya yeltenmektedirler. Almak istediklerini almak için türlü türlü bahanelerle insanların huzurlarını kaçırmaktadırlar. Ellerine geçirdikleri gücü insanların yararına onları kazanmak için harcayacaklarına onları uzaklaştırmak, koparmak, yıkmak için kullanmaktadırlar. İnsanları gölgelerine basmakla eleştirip perişan etmektedirler.

Toplum oldukça gergin bir süreç geçirmektedir. Hayat şartlarının dayanılmaz ağırlığı kendini bütün alanlarda acımasız bir şekilde dayatmaktadır. Sınıflar arası gelir farklılıkları uçurum oluşturmaktadır. Bu durum pastadan pay kapma telaşında olan herkesi gerginleştirmekte acımasızlaştırmaktadır. Bu acımasızlık kendini eleştiride de diğer alanlarda da ortaya koyabilmektedir.

Çoğumuz sonucunun nereye varacağını hesaplamadan hareket etmekte ve başkalarını rencide etmekteyiz.

Hayat bir adımdan ibaret değil ama atılan yanlış bir adım bir hayatı çok etkileyebilmektedir. Bu nedenle karar verenler şikâyetleri değerlendirirken; gölgeye basma hikâyesini de hatırlamalarında fayda vardır.