Hayatın her alanı olduğu gibi eğitim alanı da boşluk kabul etmez. Boş bırakılan alanları herkes kendine göre şekillendirmeye çalışır.
Eğitimin en can alıcı noktası da şüphesiz eğitim yönetimidir. Yönetici atama yönetmeliğinin bir türlü rayına oturmaması, bu alanı siyasilerin istedikleri gibi kullanabilmelerine yol açmaktadır. Atama ve yükselmelerde liyakat, hizmet ve başarı ön plana alınmadığından eğitimdeki sorunlar her geçen gün katlanmaktadır.
Oysa ki, eğitim yönetimi uzmanlık ve yetenek isteyen bir alandır. Olması gereken eğitim yöneticisi olacak kişilerin bu alanda bir üst eğitime tabi tutulmaları ve atanmalarıdır. Hatta Avrupa ülkelerinde okul yöneticileri ile eğitim yöneticileri ayrı kişilerden oluşmaktadır. Yani okulun fiziksel sorunlarını gidermek, boya - badana, elektrik-su, bahçe düzenlenmesi gibi işlerden sorumlu bir okul yöneticisi ile birlikte okulun eğitiminden sorumlu bir yönetici vardır. Bu yönetici sadece eğitimin kalitesinin yükseltilmesi, öğretmenlerin derse etkinliklerinin takibinden sorumludur.
Bizde ise genelde okulun fiziksel yapısına sahip çıkan yöneticiler iyi yönetici olarak adlandırılır. Aynı yöneticinin o okuldaki eğitimin kalitesinin geliştirilmesi için neler yaptığı pek sorgulanmaz. Sonuçta iyi inşaat mühendisliği ve bahçıvancılık yapanlar başarılı olmuş oluyor. Maddi kaynakları yetersiz olduğundan bu işleri yapamayanlar ise damgayı yiyor.
Asıl sorun ise siyasetin eğitime müdahalesinin dayanılmaz hafifliğidir. Bir milletvekili, il başkanı veya bunlara yakın kişiler neden bir müdürün veya müdür yardımcısının atanmasıyla o kadar yakından ilgilenirler? Siyaset kurumu halka hizmet içinse, halka hizmet edecekler neden siyasilerin yakınları, akrabaları ve yandaşları arasından seçilir? Seçilmiş olmak onlara bu hakkı veriyor mu? Onların getirdiği kişiler, hangi meziyetlerinden dolayı bu makama getirilmişlerdir?
Siyasiler milli eğitime bu kadar müdahale etme hakkını nereden alıyorlar? Eğitimin sorunlarını eğitimcilerden daha mı iyi biliyorlar? Getirdikleri kişiler eğitimin sorunları çözecek kişiler mi yoksa, onların istek ve emirlerini yerine getirecek kişiler mi? Ya siyasilerin desteği ile belli makamları işgal edenler, o koltukların hakkını gerçekten veriyorlar mı? Kendilerinin gerçekten yetenekleri sayesinde mi oraya getirildiklerini düşünüyorlar?
Ya bir makama gelmek için siyasilerin kapılarını aşındıran eğitimcilere ne demeli? Kendilerinin oyları ile o makamlara gelenlerden makam dilenmeleri ne kadar mantıklı bir davranış? Bu sayede gelen yöneticilerden gerçekten hakkını verenlerin varlığı bu durumu mazur göstermez.
Siyasilerin desteği ile belli makamları işgal ettiklerini unutup, yetenekleri sayesinde o makama geldiklerini düşünmeleri ise daha acıklı bir durum.
Bunların hepsi bu alandaki mevzuat boşluğundan kaynaklanmaktadır. Her siyasi iktidar da bu boşluğu kendine göre doldurmak istemektedir. Geçici görevlendirme hastalığı ise tam bir facia. Kanun ve yönetmelikleri delmenin bir başka adı bu olsa gerek.
Ey Siyaset! Bu ülkeye ve bu insanlara iyilik etmek istiyorsan lütfen elini eğitimden çek! Eğitim kurumları senin yönlendirmen ve buyrukların olmadan da yönetilebilir.
İyilik yapmak istiyorsan bu alandaki boşluğu dolduracak bir kanun ve yönetmelik çıkar. Senin atadığın kişiler başarılı olmazsa bunun vebalini sen mi çekeceksin yoksa gelecek nesiller mi?
Akraba ve yandaş siyaseti şu ana kadar hiç kimseye bir şey kazandırmadı. Şunun bunun ataması ile uğraşacağına derslik sayılarını nasıl artırabilirim, ülkem ve memleketime nasıl kalıcı hizmetler sunabilirim diye kafa yor. O makamlar gelip geçicidir. Kimse sana güvenip de kendinden büyük işler yapmasın. Unutma ki halkın sillesi çok şiddetlidir. Bizden söylemesi.
Next