Açılım, demokratikleşme derken yıllardır dillendirmekten bile çekinilen hususlar açıkça konuşulmaya tartışılmaya başlandı. Çok da güzel oldu ve olmaya devam edecek. Zira insanlar soranlarını konuşarak ve tartışarak çözebilirler.

            Her şey değişiyor değişmesine ama şehrimizde değişmemekte inat edenler de vardır. Esnaflarımızın affına sığınarak bazı hususları dile getirmek istiyorum.

            Büyük marketlerde ürünlerin fiyatları genelde üzerinde veya alt tarafında bir yerde yazılıdır. Müşteri satın almak istediği ürünün fiyatına bakar. Fiyatını uygun bulursa alır, bulmazsa almaz. Ya da fiyata bakarak diğer marketlerle bir fiyat karşılaştırması yapar.

            Ancak diğer esnaflarımızda maalesef bu alışkanlık olmadığı için satın almak istediğiniz veya fiyatını öğrenmek istediğiniz bütün ürünlerin fiyatlarını tek tek sormak zorunda kalıyorsunuz. Fiyatını sorduğunuz her ürünü almanız gerekmediğinden hem satıcıyı boşuna meşgul etmiş oluyorsunuz, hem de bir iki ürünün fiyatını sorduktan sonra diğer ürünlerin fiyatını sormaya utanıyorsunuz. Merak ediyorum, esnafımız neden sattığı her ürünün üstüne fiyatının bırakmaz. Neticede bu bir zorunluluktur. Ondan da vazgeçtik, çünkü bu denetleyecek kurumlar herhalde bunu yapacak kudrette değildirler. En azından vatandaşın rahatlıkla alacağı veya almayı düşündüğü malın fiyatını etiketle üzerinde yazılırsa daha şık olmaz mı? Neden esnafımız hem müşteriyi hem de kendisini yormak zorunda bırakır anlamadım. Yoksa bizim bilmediğimiz bir pazarlama tekniği mi var işin içinde?

            Aynı şekilde birkaç lokanta ve pastane hariç bu hizmeti veren esnafımızda da aynı sıkıntı söz konusu. Lokantaya gittiğinizde hangi yemeği kaç liraya yediğinizi bilemiyorsunuz. Gelen mezelerin hesabın ne kadar içinde olduğunu bilemediğiniz gibi. Pastanelerde bir porsiyon dondurmanın, bir sodanın, bir tatlının fiyatını yemeden önce listeye bakıp bilme hakkımız yok mu? Hesabı öderken çoğu kez hangi fiyatla karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz. Hele misafirleriniz de varsa, yandınız demektir.

            Söz konusu durum seyyar satıcılarımız için de geçerlidir. Bir kartona sattığı ürünün fiyatını yazıp asarsa, yoldan gelip geçenlerin bu ne kadar, şu ne kadar sorularına cevap vermekten kurtulacak oysa. Ama nedense seyyar satıcımız herkese ayrı ayrı cevap vermekten sıkılmaz. Bu Ramazan ayında da dili damağı konuşmaktan kurur, yine de bir fiyat tarifesini asmak istemez.

            Bir konfeksiyon mağazasına girdiğinizde pazarlık yapmadığınızda veya pazarlık yaparak verilen fiyatın altında bir fiyatla ürünü almadığınızda kendinizi kandırılmış hissetmiyor musunuz? Pazarlık yeteneği iyi olanlar ürünü indirimli alırken, satıcıya güvenip pazarlıkta ısrar etmeyenler aynı ürünü daha pahalı alabilmektedirler. Bir pantolonun veya bir gömleğin fiyatını üzerine asmak çok mu ağır bir iş?

            İşin başka yönü de, dar gelirli vatandaşlarımızın almak isteyip de alamadığı ürünlerin bir de fiyatını sorması bir işkence değil mi? Belki vatandaşın cebinde o ürünü almaya yetecek kadar parası yoktur. Fiyatını sorup cebindeki para ile karşılaştırdığında alamayacağını anlayınca uğrayacağı hayal kırıklığını yaşayan kaç kişi vardır.

            Şeffaflık her durumda gizlilikten daha evladır. Açık toplum her alanda kendini göstermelidir.