Başbakan, Metehan Demir ile yaptığı sohbette yaptığı açıklamalarla ülkenin gündemine önemli katkılar sundu. Sayın başbakanın bu konuşmasını iyi incelediğinizde aslında çok şey söylerken aynı zamanda hiçbir şey söylemediğinin de farkına varmış oluyorsunuz. Yazının sonuna geldiğinizde iyi söyledi de, ne söyledi konusunda şüpheye düşüyorsunuz?
Sayın başbakan gerekirse PKK ile tekrar görüşülmeye başlanabileceğini söylüyor. “Gerekirse” kavramının altında neyin nasıl yattığını okuyucu veya vatandaş nasıl algılamalıdır. Ne olursa bu “gereklilik” koşulları oluşur diye insanın düşünmesi gerekir. Bu güne kadar ne olmuşsa aynısı devam ettiğine göre ve insanlar yaşamlarını yitirmeye devam ettiklerine göre acaba bu gerekirlilik insan yaşamından daha kıymetli bir şeyleri mi kast etmektedir? Bizim bildiğimiz insan yaşamından daha kıymetli bir değerin gereklilik koşullarını oluşturmaya daha elverişli olmayacağına yöneliktir. Acaba biz eksik mi biliyoruz? Bu gerekliliğin ne olduğu konusunda başbakanın bilgilendirme yapmasında büyük fayda olacaktır.
Yapılan değerlendirme sohbetinde önemli bir diğer konu ise sayın başbakanın PKK-İmralı ve BDP konusunda söyledikleridir. PKK- İmralı konusunu ayrı tutup BDP konusunda bir hassasiyet göstermek gerekmektedir. Sayın Başbakan bu partinin Kürtleri temsil etmediğini vurgulamaktadır. Oysa yakın geçmişteki siyasal değerlendirmeleri bir hatırlamak gerekiyor mu diye bakmak yararlı olabilir. BDP’nin varisi olduğu siyasal geleneğe yapılan en büyük eleştirilerden birisi de bu partinin bölge partisi olmasına yönelik değilmiydi. Hatta sayın başbakanın partisi ve kendisi bile seçim sonuçlarını değerlendirirken bu partinin geldiği siyasal yapıyı bölgecilik ve etnik siyaset yapmakla eleştirmiyor muydu? Eğer bu parti Kürtleri temsil etmiyorsa ve bölgede etkin bir parti değilse neden Türkiyelileşemiyor eleştirileri yapılıyor? Kürt orijinli siyaset yapıyor diye eleştirilen, etnisiteye yönelik siyaset yapıyor diye eleştiren bu parti değimliydi? Yoksa biz yanlış mı anlamışız! Burada değerlendirilmesi gereken ikinci bir unsur var ki buna da madem öyle o zaman hadi size soralım diyesi geliyor insanın.
Sayın Başbakan Doğu ve Güneydoğunun en büyük partisinin AKP olduğunu belirtiyor ve bu bölgeye bazı illerle değil bütün bölgeyle değerlendirmek gerektiğini söylüyor. Bunların söyledikten sonra da ekliyor. Bu bölgelerde ben BDP den yüzde onbeş kadar fazla oy almışım o zaman en büyük Kürt partisi AKP’dir diyor. BDP Kürtleri temsil etmediğine göre bu durumda Kürtleri temsil eden siyasal parti doğal olarak AKP oluyor! AKP’nin en büyük Kürt partisi olması durumunda bu partinin Kürt sorununun çözümü konusundaki siyasetini bilmek ve ortaya koyacağı çözüm takvimini öğrenmeye çalışmak yanlış bir talep olmasa gerek.
Türkiye’nin ve bölgenin en büyük Kürt partisi olan Adalet ve Kalkınma partisinin Kürtlerin geleceği konusundaki politikası nedir?
AKP bu politikasını ne kadar sürede yaşama geçirmeye çabalamaktadır?
Kürt dilinin kaybolmasının önlenmesi için eğitim, öğretim dili olarak sürdürülmesi düşünülüyor mu?
Kürt yurttaşların Türkiyelilik kavramı içerisinde kendilerini bulmaları için her hangi bir yasal çalışmaları olacak mı?
Soruları uzatmak mümkün ancak amaç çok soru sorarak kafaları karıştırmak değil. Burada birinci sorun çatışmalardan dolayı Kürtlerin yaşadıkları acılardır. Her ölüm başbakan kadar Kürt yurttaşların da ciğerlerini yakıyor. Bu ciğer yakmalarını önlemek için başbakanın silahlara silahla cevap verme dışında uygulayacağı politikalar nelerdir. Bu ölümler görüşme ve diyalog ortamı için bir ”Gereklilik” koşulu oluşturmaya yetiyor mu?
AKP Kürt sorununun çözümü için Kürtleri temsil etmiyor dediği BDP ile görüşmelerde bulunmayı düşünüyor mu? Düşünmüyorsa siyasi alanda müzakereyi kiminle yapmayı düşünüyor?
Öyle ya bağımsız adaylarla girdiği seçimlerde iki buçuk milyon oy alan bir partiyi temsilcilikten çıkaracaksak ve ülke oylarının yarısını alan iktidar partisi en büyük Kürt partisi benim diyorsa o zaman bizim de bu temsilciye çözüm programını sormamızda bir yanlışlık olmaz herhalde?