Türkiye’nin Suriye’deki savaşta kendini taraf olarak görme ve verdiği destekle bizzat savaşan taraf olma eleştirileri karşısında yapılan yalanlamalar ve karşı duruşlar geçenlerde sosyal medya üzerinden kamuoyu ile paylaşılan bir belge ile netleşmeye başladı.
Her ne kadar hükümet Suriye’deki durum ile ilgili meclisten geçen sene çıkarılan tezkereyi yenileyerek aynı kararlılıkta olduğunu göstermiş olsa da uygulanan politikanın rengi belli olmuş durumda.
ABD ve Rusya’nın onaylamadıkları müddetçe kimsenin başka bir devlete müdahale edemeyeceğini her halde bu kadar külhanbeyliğe rağmen en iyi anlayan hükümet bizim hükümetimiz olmuştur.
Çünkü Suriye’ye verilen süre üzerine ümüğü sıkılmış horoz gibi sesi kesilen ülke bizim ülkemiz oldu. Bir kez daha görmüş ve anlamış olduk ki dereyi görmeden paçayı sıvamak doğru bir davranış biçimi değildir.
Hele hele Ortadoğu coğrafyasında külhanbeyliğine soyunmadan önce çok iyi dönüşülmesi gerektiği gerçeği örnekleri ile tekrarlandıkça.
El Nusrayı Allahu ekber nidaları ve tekbiri ile baş kesen insanların görüntülerinin yayınlandığı sosyal medyanın video görüntüleri ile tanıdık. Bu durum hemen hemen Türkiye’nin tamamında tepki gördü. Başbakan dahil bir çok politikacı bu tarz bir hareketi tasvip etmediklerini belirttiler ve bu görüntülerdeki olayları vahşet ve terör hareketi olarak lanetlediler. Ancak bu söylemlere rağmen ortaya çıkan belgeler karşısında insanın kanı donuyor desek yeridir. Buna rağmen El Nusra bir yerlerden(!) aldığı destekle Suriye’deki Kürtlere saldırmaya devam ediyordu.
Bu kadar eleştirilen bir hareket için içişleri Bakanı Muammer Güler tarafından Hatay valiliğine gönderilen bir genelge 26 Eylül 2013 Perşembe Saat 13:49 itibariyle Lekolin.Org Haber Merkezikaynaklı olarak kamuoyu ile paylaşıldı.
2013/12 sayılı genelge talimatı ile verilen emirde MİT denetiminde gerçekleştirilen bir çalışmada kendilerine yardımcı olunması istenmektedir. Olay ise El Nursa adına çarpışmak için Suriye’ye gönderilen Çeçen ve Tunuslu militanların konaklama ve geçişleri için stratejik önemi sahip olan Hatay ilinin kullanılmasından ibarettir. Bu kadarı bile olayın vahametini ortaya koymaya yetmektedir. Ancak yazıda geçen ibarelerin daha vahimi ise Suriye’deki çatışmalarda Esad’a karşı savaşan veya savaşması gereken rejim muhaliflerinin desteklenmesi yerine PYD’ ye karşı çatışan El Nusra’ya yardım edilmesi çabasıdır. Ve bunu için MiT ve Diyanet gibi kurumların kullanılmasıdır.
Bu belgenin sosyal medyada paylaşılmasından sonra İçişleri Bakanlığı ve Hükümetin nasıl bir açıklama ile konuyu izah edecekleri gerçekten merakla beklenen bir durum haline geldi. Bir yandan ülke içerisinde çözüm süreci çalışmaları devam ederken diğer taraftan Suriye’deki Kürtlerin durumuna bu kadar müdahil olmak her halde çifte standart ölçüleri ile bile izah edilemeyecek bir durum olsa gerek.
2013/12 sayılı genelge ile EL Nusra’ya verilen destek resmen belgelenmiş oldu. Bu durumda El Nursa Suriye’de kafa keserken ülkemizde de el yakacağa benzer. Çünkü ortaya çıkan durum karşısında iyi niyetli bir izahın nasıl yapılacağı gerçekten merak edilen bir konu oluyor.
Defalarca tekrarladık ancak bu belgeden sonra tekrar etmekte fayda bulunmaktadır. Türkiye’nin geleceği ve huzuru için yapmamız gereken birilerini Kürtlerin üzerine saldırtmak değil Kürtlerle kardeşlik bağlarını güçlendirmektir.Çünkü ancak Kürtlerle kucaklaşmış bir Türkiye ortadoğudaki coğrafyada etkin bir güç ve etkili bir ülke olur. Yoksa rolünü başka ülkelere kaptırmaktan başka şansı kalmaz. Etrafta bu kadar eli maşalı ülke varken ateşi üzerine sıçratmadan ısınmasını becerenler başarılılar hanesinde yer alırlar.
Next