Hafta başında hükümetimizin dört değerli bakanı Ilısu Barajı çalışmalarının bir bölümünü teşkil eden işlerin temel atma töreni için Batmana geldi. Orman ve Su işleri Bakanı Veysel Eroğlu, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz ve Ulaştırma ve Denizcilik Bakanı Binali Yıldırımdan oluşun heyetin Batman ve Siirt sınırları içerinde bulunan dört köprü ve viyadükün temel atma törenine katılımı elbette sevindirici olmuştur.Bölgeye yapılan yatırımlar konusundaki katkılarından dolayı da hem kendilerine hem de hükümetlerine teşekkürlerimizi sunmayı da ihmal etmeyelim.
Doğaldır ki memleketini ve insanlarını seven her birey bölgesine ve yöresine yatırım yapılmasına sevinir. Çünkü yatırım gelecek demek ve herkes geleceğine sahip çıkmak, çoluk ve çocukları ile birlikte gelecek nesillerin rahat  bir ortamda yaşamasını ister. Bu istek ve dilek bizim için de geçerli elbet. Bu nedenle yatırımlar konusunda büyük bir hassasiyet göstermekte ve her hal ve şart altında yapılan yatırımları desteklemekteyiz.
Ancak şunu da belirtmek gerekir ki geleceği güzel bir şekilde inşa etmek için geçmişe de sahip çıkmak gerekmektedir.
Barajlar ve köprüler elbette ihtiyaç olan yatırımlar. Bölgenin enerji ihtiyacının yanında su ve tarımsal sulama konularındaki ihtiyaçlarının giderilmesi için ulaşım için yatırım yapmak baraj yapmak gerekiyor. Enerji ihtiyacının büyük bölümünü dışardan sağlamak zorunda olan bir ülkenin kaynaklarını kullanmayarak heba etmesi elbette kabul edilebilir bir iş değildir. Bu nedenle son dönemde yoğunlaşan baraj yapımlarını dikkatle takip etmekteyiz. Bölgede onlarca baraj yapımının devam ettiğini, birçok baraj yapımının ihale aşamasında olduğunu da biliyoruz. Açıkçası baraj yapımlarını da destekliyoruz ancak bizim de bu konuda hassasiyetlerimiz var.
Birincisi barajlar yapılırken doğayı koruyan bir mantığın korunması gerekir. Çünkü doğanın dengesini bozan bir işin tasvip edilmesi mümkün değil.
İkincisi baraj yapılırken hedeflenen amacın baraj yapımı ile hedeflenen işlerin olması gerekir. Yani baraj yaptığınızda amacınız enerji ve sulama ise bu iş için planlama yapılmalıdır yok bu amacı gösterip askeri amaçlarla baraj yapıyorsanız veya doğal yapıyı ve tarihsel değerleri sulara gömerek yok etmeye hedefliyorsanız veya buna ilişkin kuşkular yaratıyorsanız orada durup bir durum değerlendirmesi yapmak gerekiyor.
Tam da bu noktadan sayın bakanlarımızın vurguladıkları noktaya gelmek istiyoruz. Yani Çözüm sürecine sahip çıkma çağrısına.
Çözüm sürecinin başlamasından önce de başladıktan sonra da bu konu ile ilgili olarak yüzlerce yazı yazdık ve çağrıda bulunduk. En kritik zamanlarda bile bu anlayıştan taviz vermemek için elimizden gelini yaptık. Ancak gelinen aşamada çözüm sürecine sahip çıkması gereken bizler değil sayın bakanlarımız ve mensubu bulundukları hükümet ve siyasi partidir. Çünkü hangi adımların atılması gerektiğini en iyi bilen ve takip eden kendileridir. Yapılan yatırımların korunması için, barış ortamının sürmesi için huzur ve gelecek için atılması gereken adımların neler olduğunu zaten biliyorlar. Onlar adım atacaklar yurttaşlar olarak bizler de atılan adımlara sahip çıkmaya çalışacağız ki başarı gelsin.
Ancak siyasi, sosyal, ekonomik hiçbir adım atılmadan destek istenecekse böylesi şartlarda verilecek desteğin bir manasının olmayacağı çünkü talep ve sözlerin havada kalacağı açıktır.
Hükümet dört bakanla Hasankeyf’i fethetti. Bakanların gelişi elbette sevindirdi ancak Hükümeti temsil eden bakanlarımızdan beklentimiz yeni Hasankeyf ile ilgili değil asıl Hasankeyf’in nasıl korunacağı ile ilgilidir. Defalarca yazdık ve yazmaya da devam edeceğiz. Hasankeyf sular altında bırakılmadan da bir çözüme ulaşmak mümkün. Su kotasını düşük tutarsanız on bin yıllık tarihi ve doğal ortamı korumak mümkün. Demokratik anlayış ve paylaşım mantığı sadece benim yaptığım doğrudur diretmesi ile gerçekleşmez. Taraflardan gelen talepler içerisinden doğruların seçilip bir araya getirilmesi ile mümkün olur. Başından beri zıt tarafta bulunan iki görüş görüyoruz. Devlet ve hükümet Hasankeyf’in baraj sularına gömülmesini istiyor. Doğa ve çevre duyarlılığı olan vatandaşlar da tarihsel ve doğal yapının korunması gerektiğini savunuyor. Biri doğa ve tarih diyor diğeri enerji ve ihtiyaçlar diyor. Elbette konumlanmalarından dolayı farklı önceliklere sahip olabilirler buna itiraz etmiyoruz ancak biz de diyoruz ki her ikisi de mümkün hem tarihsel mirasa ve doğal yapıya sahip çıkabiliriz hem de baraj yapıp enerji ve diğer ihtiyaçlarımızı sağlayabilir.
Bu nedenle Hasankeyf’i fetheden sayın bakanlarımızdan talebimiz fethettikleri yeri yağmalamaları değil koruyup gelecek nesillere bırakacak adımlar atmalarıdır. Dileriz yatırım yapmakta gösterdikleri güzelliği bu konuda da gösterirler.