Filmi yeniden başa sardı.
Başbakan Erdoğan yıllar öncesi kendinden öncekiler gibi dış gezi sırasında ayaküstü gazetecilere, “PKK silah bıraksın sonrasında da operasyonlar durur.” diye buyurdular.
Suya hasret misali barışa özlem duyan insanlar bu sözden ne anlamalı; mesela, keyiften ellerini ovuşturup, “tamam bu kez olacak galiba..” diyerek, beyinlerinde çakan bir umut ışıltısı ya da ruhlarında bir heyecan kıpırtısını duyumsamışlar mıdır acaba?
Altmışlı yılların “Doğu mitingleri”yle başlayan bir bilinçle Kürt meselesini her yönüyle ve iliklerine kadar hissederek izlemiş ve izleyen bir vatandaş olarak şahsen sayın Başbakan’ın bu beyanatında “barış”a dair en küçük bir “tını” bulmadığımı ifade etmeliyim.
Söylediğinde gürlemeyip her ne kadar alçak bir volümü tercih ettiği görülüyor idiyse de bir “Kanunî” edasıyla burnundan kıl aldırmayan her zamanki “mağruriyet”i yine de gözden kaçmıyordu..
Haksız da sayılmaz hani, kendince.
Günümüz dünyasında “silahsız itiraz”ın en mükemmel yöntemlerinden biri olan nümayiş ve Türkiye’de “Kürt sokak baş kaldırısı” olarak da bilinen ve bir dönem devlete ürkü salan hareket, binlerce Kürt siyaset öncülerinin hapishanelere tıkılmasıyla, kabul etmek gerekir ki enikonu sınırlanmış bulunuyor.
Bu bir.
İkincisi, PKK’nin, demokratik dünyanın önemli güçlerince izolasyona alınan ve kaybedecekleri varsayılan“İran-Suriye hattı”na yaslandığı görüntüsünün verdiği rehavet.
Başbakan’ın hiç kimseyi “iplemez” tavrına ilişkin üçüncü neden de konjonktürel olarak Ortadoğu karmaşasında ABD’in doğal müttefiki olan sunî Irak Kürtlerinin Türkiye ile birlikte “anti-Şii” cephesinde yer alacak olması ya da böyle bir varsayım. Biraz daha açalım: Baas Suriyesi düşecek ya (Tabii, Yugoslavya iç savaşında Sırplara yaptığı gibi Ruslar Beşar Esed’i de satarsa eğer), doğal olarak İran ve Şii hattı büyük darbe alacak, böylece bu mihverin Hamas, Hizbullah ve PKK gibi bağlaşıklarının da sonu demektir. ABD ve TC öyle düşünüyor.
Başbakan'ın "Kürtlere kemik.." tavrına son bir amil de Irak’ın yakın bir gelecekte bölünecek olması.
Bunun doğuracağı ilk sonuç Federal Kürdistan’ın “devletleşmiş” olarak çıkacağıdır. Erken bir doğumun başını ağrıtacağını düşünen ABD, kendisine bağlı “Küçük İsrail”in olabildiğince “steril” bir ortamda doğmasını istediği artık sır değil. Çok iyi biliyor ABD; ona göre bir kere bu doğum, en başta şu anda stratejik ortağı olan Türkiye’yi fazlaca rahatsız etmemeli, mümkün mertebe onun rızasıyla olmalı. İki de bir bu doğumun (Maliki’nin şimdiki yönetimini gerekçe göstererek) daha fazla ana rahminde kalamayacağını ima eden Barzanî’nin, ortalık fazla kızışırsa, “Daha fazla beklemem, bu konuda halkıma giderim.” şeklindeki deklarasyonu Türkiye’yi diken üstünde tutmaktadır. Ne ki, Barzanî’nin de endişeleri var. Kürt liderin bu konudaki tedirginliği Türkiye’nin algılanan korkusundan az değildir. Niçin: Çünkü Türkiye yeni Kürt devletinin Batıya açılan kapısıdır. Diğer yandan TC., Türkiye’nin doğu ve Güneydoğu sınırını kapatan ve ABD’nin kesin koruması altıdaki bu yeni devletin, Ortadoğu’da dağılı bulunan diğer Kürtlerin düşlerindeki “idol/devlet” olacağından adı gibi emin! Şimdi ABD, Türkiye ile Irak Kürtlerinin karşılıklı tedirginliklerini dengeleme peşinde. Halihazırda olan budur. Bir yandan da bunun farkında olan Türkiye, kapalı kapılar altında Irak Kürtlerine aba altından sopa göstererek, “Bak, devlet olursanız bana ihtiyacınız var ha!..” diyerek tehdit, zaman zaman elmalı şeker gösterip fakat gerçekte izlediği “sopa- havuç” siyasetinden başka bir şey değildir.
Barzanî Türkiye’ye geldi ya, değerlendirdiğimiz minval üzere TC. tarafından karşılandı. Kürtlerarası dostluğun miladı olarak görülen “Ben istesem bile Kürtler artık birbirine kurşun sıkmaz!” sözünü bildikleri halde Barzanî’ye yükleniyorlar:
“PKK’yı birlikte vuralım!..”
Varsayalım ki Kürt yönetimi belirttiğimiz kaygılarla TC.nin dediğini yaptı. Pekiyi, milyonlarca Irak Kürdü buna onay verecek mi bakalım. Suriye, şurası, burası diyoruz ama böyle bir durumda asıl “iç savaş”a en fazla teşne olacak yer Irak Kürdistanı’ndan başkası değildir. Niye, böyle bir durumun TC.nin canına minnet olduğunu Irak Kürtleri bilmiyorlar mı?
Başbakan’ın milyonlarca taraftarı bulunan bir düşünce ve hareketin temsilcileriyle diyalog kurma yerine ikide bir Irak Kürtlerinin kulağına bunları üflemesi inanın, abesle iştigal ya da olmayacak duaya amin demektir.
Başka bir şey, her bir argümanı bir yana bırakalım ve hayal edelim bir an: Allah ve enbiyalardan sonra kendisini kainatın gelmiş geçmiş en büyük sultanı olarak gören sayın T. Erdoğan’ın gül hatırına diyelim ki elinde silah olan ve olmayan genç, ihtiyar, çoluk, çocuk, soy, sülale tüm PKK’liler eller yukarı gelip teslim oldular; pekiyi, karşılığında?
Sultanımızın dağarcığında ne var, ne?
Asıl onu merak ediyoruz. Bir tek Kürt köyünün bile eski ismi verilmedi daha!
Bir şey yoksa bilelim, tüm dünya da bilsin artık, yetsin bu oyalama kovalama!
Canlarını vermeye değil, bunca yıl dağa, papatya toplamaya bile çıksaydı bu insanlar TRT-6’tan fazlasını kazanırlardı!
Padişahsan bile senden büyük Allah var, yahu!..
Next