Pazar günü Gülistan caddesinde Demokrasi platformu tarafından Hakkâri’deki çocuk dövme ve ölümüne sebebiyet verme olayları ile ilgili bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Konuşmacıların arkasına asılan dev bir pankartta “Dipçikli demokrasi istemiyoruz” sloganı ile çocuğu dipçikleyen polisin görüntüleri vardı.

Ülkemizde son dönemde artarak gelişen çocuk dövme ve öldürme olaylarına tanık olmaktayız. Sonuçları itibariyle irdelendiğinde çocuk öldürme olaylarının adam öldürme olaylarından daha fazla tepki gördüğü ve yaratılmak istenen sindirme operasyonu boyutuyla başarısız olduğu ortaya çıkmıştır.

İnsanları suç işlemekten alıkoymak ya da işlenen suçların faillerini yakalayıp adalete teslim etmekle görevli kişi ya da kurumların bu görevlerini unutup intikam duygusuyla hareket etmeleri durumunda konumlarının yasallığı tartışılır bir hal alır.

Toplumsal olayları, gösterileri, eylemleri sona erdirmek ile ülkeler arası çatışmalarda taraf olmak ayrı ayrı olgulardır. Filistin’de Filistinliler ile İsrail güçler savaş halindedirler. Buna rağmen çocuklara karşı uygulanan İsrail vahşeti bütün dünya tarafından hatta Sayın “one minute” tarafından da nefretle kınanmaktadır.

Oysa bir ülkenin kendi toprakları içerisinde eylem yapan kişilere, çocuklara, kadınlara yaklaşım tarzının İsrailvari olması anlaşılır değildir.

Özel harekât birimlerinin batıya kaydırılması sonrasında olaylara karşı gösterdikleri tepkiler dolayısıyla ülkenin batı bölümünde hemen itirazlar yükseldiğini hepimiz hatırlarız. Silahlı güçlerle mücadele temelinde eğitilip görevlendirilen bu kuvvetlerin toplumsal olaylarda kullanımının yanlış olduğunu yöneticiler de itiraf etmektedirler. Çevik kuvvetin bile toplumsal olaylarda aşırı ve orantısız güç kullandığı gerekçesi ile eleştiri odağı olduğu bir ülkede, Özel harekât polislerinin kullanılması hayra alamet bir iş değildir. Başka ülkelerde de özel operasyonlar için yetiştirilen özel güçlerin varlığını biliyoruz. Ama bu güçlerin toplumsal olaylarda hele hele çocuklara karşı kullanılmadığını da çok iyi biliyoruz.

Seyfi Turan’ın dipçiklerle öldüresiye dövüldüğü olayda dipçiklere maruz kalmak istemeyen Abdulsamet Erip adlı çocuk da kendini dere suyuna atarak boğulmuştur. Bu davranış ibret vericidir. Bir çocuğun güvenlik güçlerinin eline geçmektense kendini ölüme atması o çocukların bakış açılarının da ne duruma geldiğinin göstergesi sayılmaz mı? Hiç kimsenin demokratik bir yönetime sahip olan bir ülkede güvenlik güçlerini ve onların nezdinde devleti bu hale sokmasının hakkı var mı? Yöneticilerin oturup bu konuda kafa yormaları gerekmektedir. Bu ülkede sap ile saman birbirine karıştığı için kimin ne amaçla ne söylediği pek dikkate alınmaz biliyoruz ama yine de doğruyu bulma adına biz tarihi sorumluluğumuzu yerine getirerek uyarıya devam etmeye görev bilmekteyiz.

Mardin de 12 yaşındaki Uğur 13 kurşunla öldürüldüğünde çocuk öldürmeleri konusuna gerekli duyarlılık gösterilseydi. Diyarbakır’da kurşunlanarak öldürülen çocuklar için bizzat Başbakan tarafından onaylar nitelikte açıklamalar yapılmasaydı, geçen sene yine Hakkâri’de kameralar önünde gerçekleştirilen kol kırma vakasında olaya karışanlar hakkında yasalların emir edici hükümleri uygulansaydı bugün yaşananlar tekrar etmeyebilirdi.

Şimdi sorumluluk sahibi herkese soruyorum; kim hangi gerekçe ve savunma ile bu yapılanların arkasında durabilecek ve savunabilecektir? Bu görüntüler ulusal düzeyde vicdan sahibi herkes ve kesim tarafından sorgulanadursun, uluslar arası düzeyde hangi dış işleri bakanı ya da Başbakan tarafından izah edilebilecektir. AİHM’e giden hemen hemen bütün dosyalarda Ülke mahkûm edilirken bile ortaya konulan bu davranışların izahını hangi hukuki kavramlarla gerçekleştirmek mümkündür?

Çocuklara yönelik olarak sistematik bir şekilde gerçekleştirildiği izlenimi veren baskı ve öldürme olaylarının bir an önce önüne geçilmesi gerekmektedir. Hem uluslar arası hukuk hem de iç hukukumuz böylesi olayları benimser nitelikte değildir. Gerçekleşen bu tür olaylarda söz konusu olan kolluk kuvvetlerinin orantısız güç kullanımı değil kamu gücünün yanlış ve yasadışı kullanılmasıdır. Bu uygulamalar Ortadoğunun tek demokrasisi olan ülkemiz demokrasisini “Dipçikli demokrasi” haline getiriyor ki buna da hiç kimsenin hakkı yoktur. Bu ülkenin dipçiklere değil bir an önce kendisiyle barışık bir yönetim anlayışına ihtiyacı bulunmaktadır.