Cezaevlerindeki şikâyetlerin artması üzerine yetkililerin dikkatlerini çekmek üzere daha evvelde yazılar yazmış ve idarelerin duyarlı olmalarını hatırlatmıştık. Olup bitenler bu uyarılırımızda ne kadar haklı olduğumuzu göstermektedir. Son olarak İzmir 2 nolu F tipi cezaevinde Yatan Mehmet Kılınç adlı tutuklunun hayatını kaybetmesi cezaevlerindeki duruma hükümetin acilen el atması gerektiğini göstermektedir. Konu ile ilgili olarak İzmir İHD ve Çağdaş Hukukçular Derneği adanı yapılan açıklamayı aynen aktarıyoruz.

 “İzmir 2 No.lu F Tipi Cezaevi B–39 numaralı üç kişilik odada tek başına hükümlü olarak tutulan Mehmet KILINÇ[1], 03.04.2010 Cumartesi günü İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi´ne beyin kanaması nedeniyle sevk edilmiştir. Burada Yoğun Bakım Servisi´ne alınan ve hayati tehlikesi bulunan Mehmet KILINÇ 10.04.2010 tarihinde hastanede yaşamını yitirmiştir. Cezaevi idaresi tarafından mahpusun yakınları 05.04.2010 tarihinde aranmış ve Mehmet KILINÇ´ın intihar girişiminde bulunduğu ve bu nedenle hastaneye sevk edildiği yolunda bilgi verilmiştir.Yani Mehmet Kılınç hastaneye kaldırıldıktan 3 gün sonra ailesine haber verilmiştir. Ancak, görebilen yakınları, yaşamını yitiren Mehmet Kılınç´ın vücudunun birçok yerinde ekimoz ve yaralanma bulunduğunu görmüşler ve bu nedenle aslında intihara teşebbüs etmediği yönünde ciddi şüphe ve kaygı taşımaktadırlar.Mehmet KILINÇ´ın yakınlarının olayın oluş biçimine ilişkin olarak şüphe ve kaygılarının yoğunlaşmasının bir diğer nedeni ise kendisini hastaneye getiren jandarma görevlilerinin farklı farklı beyanlarda bulunmalarıdır. Jandarma görevlilerinin biri “mahpusun kafasını odasında duvara vurduğunu”, bir diğeri ise “merdivenlerden düşerek başını çarptığını” söylemektedir.Yine Mehmet Kılınç hastane yoğun bakım servisinde bulunduğu süre boyunca yatağa kelepçeli bir şekilde tutulduğu, bu nedenle sağlık görevlilerinin tedavi sırasında güçlük yaşadıkları ve kelepçenin çözülmesi gerektiğini söyledikleri halde jandarma görevlileri tarafından kelepçenin ısrarla çözülmediği hükümlünün avukatı Av. Nezahat Paşa Bayraktar tarafından öğrenilmiş ve gözlemlenmiştir. Yine jandarma görevlilerinin hijyen koşullarına uygun olmadığı halde sıklıkla yoğun bakım servisinde bulunan Mehmet Kılınç´ın odasına girdikleri de tespit edilmiştir. Hükümlünün avukat tarafından savcılık ile görüşülmesi ve bu konuda yapılan girişimler sonucunda yaklaşık 4 gün sonra kişinin kelepçeleri çözülebilmiştir. Mehmet Kılınç´ın hastanede yapılan tetkikleri sonucunda, kafa travması sonucu beyin kanaması geçirdiği tespit edilmiştir. Ayrıca sırtında sağ kürek kemiği üzerinde darp izi, sağ omzunda, dirsekte, ayaklarının çoğu yerinde ekimozlar, lezyon ve abrazyonlar tespit edilmiştir. Vücudundaki bulgu ve izlerin bulunduğu yer itibariyle bir tarafa düşme, atlama, ya da kafayı duvara vurma ile oluşabilecek yaralar değildir. Mehmet Kılınç´ın hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmış olması ve olayın meydana geliş şekline ilişkin ciddi şüphelerin bulunması nedeniyle İHD İzmir Şubesi ve ÇHD İzmir Şubesi tarafından başta soruşturma işlemlerini yürütmekle görevli olan İzmir C. Başsavcılığına olmak üzere birçok yere etkili ve sağlıklı bir soruşturma yürütülmesi, sorumluların tespiti ve delillerin toplanması için ivedi başvurular yapılmıştır. (İlgili başvurular ektedir.) Mehmet Kılınç´ın ailesine 10.04.2010 günü saat 01.30 sıralarında telefon açılarak Mehmet Kılınç´ın vefat ettiği söylenmiştir. Hastanede yaşamını yitiren Mehmet Kılınç´ın otopsi işlemi bugün (10.04.2010 tarihinde) gerçekleştirilmiştir. Otopsiye aynı zamanda Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şube Başkanı Av. Züleyha Kılıç ve İnsan Hakları Derneği İzmir Şube Yöneticisi Av. Emel Sayın da katılmışlardır.   10.04.2010 günü öğle saatlerinde yapılan otopside; Yeşilyurt Devlet Hastanesinde yapılan tespitten kısmi olarak farklı bulgulara rastlanmıştır. Kafası alından itibaren arkasının tamamına yakınına kadar kafatası kırığı tespit edilmiştir. Ayrıca kanamanın yerinin ilk tespitten farklı bir alanda olduğu tespiti yapılmıştır. Yeşilyurt Devlet Hastanesinde beyin zarının üstünde kanamanın olduğu tespiti yapılırken, otopsi sırasında beyin zarının altında ve beyinde ciddi zedelenme olduğu, beyincikte de kanama olduğu tespiti yapılmıştır. Yine maktulün vücudunun muhtelif yerlerinde de morluklar ve kesiler olduğu da gözlemlenmiştir. Cezaevlerinin fiziki yapısı nedeniyle – diğer alıkonma mekânlarına göre – dış denetime daha kapalı kurumlar olması, ciddi hak ihlallerinin daha kolaylıkla yaşanabilmesine neden olmakta, bu durum ise suç delilleri ve faillerinin tespitini neredeyse imkânsız hale getirmektedir. Bu bağlamda, ülkemizde daha önce Engin Çeber benzeri vakaların yaşanmış olması gerçeği karşısında; hükümlü Mehmet KILINÇ´ın yaşamını yitirmesi neden olan olayın ivedilikle ve titizlikte soruşturulması gerektiği açıktır.Ancak, olayın üzerinden yaklaşık bir haftalık bir zaman geçmiş olmasına rağmen adli mekanizma tarafından etkili bir adli/idari soruşturmanın başlatılmamış olması ve gerekli her türlü tedbirin alınmamış olması bizleri fazlasıyla kaygılandırmaktadır. Öncelikle yürütülen soruşturmanın, cezaevi savcısı tarafından yürütülecek olması, soruşturmanın etkili ve tarafsız olamayacağının göstergesidir. Çünkü cezaevi savcısı mevzuat gereğince aynı zamanda cezaevlerinin denetiminden de sorumludur, bu anlamda tarafsız olması beklenemez ve aslında bu soruşturmada potansiyel şüpheli pozisyonundadır.   Konuya ilişkin olarak aşağıdaki iletişim bilgilerinden daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz. Ayrıca konuya ilişkin olarak kurumlarımız tarafından ilgili makamlara yapılmış olan başvurular da ektedir.

İlginiz için teşekkür ederiz.

 İnsan Hakları Derneği ve Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubeleri

 İLETİŞİM BİLGİLERİ:

Av. Nezahat Paşa Bayraktar – İHD İzmir Şube Başkanı 0 533 7664077

Av. Züleyha Kılıç – ÇHD İzmir