Hasreti biten kırlangıcın yürek atışı kadar coşkulu,

Aşkını icraya düşüren bir pejmürde kadar tedirginim.

İnat olsun diye değil,

Mecburiyetten darağacına astım şiirlerimi.

Sevdalarına pranga vurulan bir coğrafyanın lori lori ağıtıyım.

 

Bebelerine savaş oyunları dayatılan yangınlardan geliyorum.

Şimdi durup dururken cellâdım olarak yazdırma kendini.

Sürgünlere sal,

Dağlara, taşlara çal,

Uçurumlardan at.

Yetmezse, şiirlerimin ayakları dibinde kıble taşı yap beni.

 

Hayatı dörtnala doludizgin yaşamak için

Önce ölmesini bilmek gerek yar!

Yalnız başına da ölünmüyor ki be ciğerim.

Böyle kıyısından köşesinden

Böyle pamuk ipliğiyle bağlanmışken hayata…

Ve tüm sevdiklerini geride bırakıp gözü açık giderek…

Dayanmak,

Dayanmak inancın kutsallığında boy veren umuttur.

Geç olmadan alnının çatısından vurmak gerek uyuyan zamanı.

Mangal yüreğe gerek yok haklı bir kavganın neferi olmak için.

Yumruk kadar yürek de yeter,

Eğer şahdamarına sevdayla nakışlanmışsa künyeye kazılan namus.

 

Maviye kafa tutan turuncu bir gecede

Dolunayın aydınlık koynunda düş büyütmek zordur.

Bayraklaşmak için güneş tutulmasını beklemenin anlamı yok.

Gerektiğinde göğsünü gere gere dayanacaksın kapısına zalimin.

Ve gözlerinin içine içine sokacaksın puştluktan peydahlanmış zulmünü.

 

Yüreğini emanete bırakan serçenin tedirginliğini aşalı yıllar oldu.

Sırada, beyninde kurşun eriten dağlarımın ateşini harlamak var.

Yüreğimde batımsız güneşler biriktirirken

Hangi eza,

Hangi ceza beni ayrı tutabilir ki

Uğruna şiirlerimi darağacına astığım düşlerimden.

 

Yangın yerinde boy veren sevgiliye sevdalanmak zordur,

Zordur güle uzanırken sevdalı yüreği dikene kanatmak.

Hala gözlerimin içine baka baka utanmazca sırıtabiliyorsa mavi gök,

Toprak bir gün suratına kusacak emdiği tüm kırmızıları.

                                                                                      Resul Üstün