CHP Genel Başkanı Deniz Baykal´ın istifası ile gideceği kongrede Türkiye tarihine yön verecek bir adım atma fırsatı yakalamış durumdadır.

Deniz Baykal ile Türkiye´de laiklik ve solculuk mücadelesinin yürüyemeyeceği konusundaki fikirlerim olduğu gibi duruyor. Demokrasi cephesinin onunu mantığı ile bir araya gelemeyeceği fikrim de..

Deniz Baykal´ın uçkuru kendi başını yemiş olabilir ancak tayfası gereken cesareti gösterebilirse Türkiye´nin önünü açabilecek bir hayırlı işe de vesile olabilecektir.

Buna rağmen Baykal´a yönelik komplonun bu şekilde sergilenmesi ve belaltı vurularak sergilenen tavrın da doğru bur tavır olamayacağını belirtmek gerekir.

Açıklamasında rakiplerini eleştiren Baykal´ın yakınma yerine 17 yıllık genel başkanlığı döneminde neden iktidar olamadığını, neden bütünlüğü sağlayamadığını sorgulaması gerekirdi.

Ulusalcı tavırları nedeniyle sosyalist enternasyonalden atılmayı dahi göze alan bir siyasetçinin bu hazin sonu düşündürücü olmalıdır.

Açıkçası Sayın Baykal´ın CHP Genel Başkanlığından istifasına üzüldüğümü söyleyemem. Böylesi bir davranış ikiyüzlülük olur. Zaten ilgilendiğimiz ya da ilgilenmemiz gereken de bu istifa değil, istifanın Türkiye siyasal yaşantısında nasıl bir sonuç doğuracağıdır.

Birincisi, birkaç gün sonra CHP içinde siyaset yapan insanlar bu darbeden sonra kendilerine gelirler ve ülkenin önünü açacak bir zemin hazırlamak için kongrede; Türkiye´yi demokratik, laik, insan haklarına saygılı bir temel eksen etrafından yönetmeye talip, iktidarı hedefleyen bir ortaklaşmanın önünü açacak bir karar verirler ve öyle bir yönetim seçerler.

Ya da Baykal mantığı ile hareket eden ve Baykal´ın kendisini birkaç ay sonra sahneye davet edecek bir kukla yönetim seçerek ülkeyi ve demokratik laik kesimleri muhalefete mahkûm etmeye devam edecek bir yol seçerler.

Birinci yolu seçmeleri durumunda Sayın Baykal´ın da söylediği gibi belki “Şerden hayırlı bir sonuç” çıkar. Yok, ikinci yolu tercih etmeleri durumunda da CHP´nin ve içinde siyaset yapanların batmaktan başka bir çarelerinin kalmayacağı ve bu durumun en azından önümüzdeki seçimde AKP´nin işine yarayacağı kesin gibi görünmektedir.

Türkiye´nin kendisini ileriye taşıyacak demokratik ve laik temelde evrensel insan haklarına saygılı bir hükümete ihtiyacının olduğu aşikârdır. Bu yönetimin AKP eliyle oluşturulamadığı da görünmektedir. Başlangıç olarak iyi başlanmış olsa bile sonuç getirilememiştir. Türkiye hızla bir çatıma ortamına sürüklenmektedir. Bunu iyi görmek gerekiyor.

“Zaten geminin mahzenlerinde bulunmaktayım batarsa batsın” demek kimseyi kurtarmaz. Bu gemi batarsa bu ülke ve bu ülkenin etnik kimliği ne olursa olsun bütün vatandaşları postal sesleri altında inleyecektir.

Bu kötülüğü yapmaya kimsenin hakkının olmadığını düşünmekteyiz.

Siyaset kurumu, siyasal olsun olmasın bütün sorunları siyaset yoluyla çözmekle görevlidir. Bu alanda bulunanlar sahip oldukları konumun avantajları ile istediğimi yaparım mantığına sığınarak kendilerine diktatörsel haklar çıkaramazlar. Sorun parmak hesabı ile hesaplanamayacak kadar büyüktür. Kimin söylediğinden ziyade neyin söylendiğine de dikkat etmemizde büyük faydalar bulunmaktadır.

Bu ülkede insanlar ölüyor, öldürülüyor. Bu ülkede insanlar açlıktan, işsizlikten, çaresizlikten yatamıyorken kimin kiminle yattığı üzerinden politika yapmak çirkeflikten başka bir şey olmayacaktır.

Bu ülkede siyasetçiler siyasetle uğraşmalı film sektörünü ehline bırakmalıdırlar!