Demokrasi bir erdemlilik yönetimidir. Demokratik yönetimlerin başarılı bir şekilde sürdürülebilmesi için toplumda bu yönlü bir kültür oluşması gerekir. Aksi durumda demokrasi asıl anlamı olan herkese özgürlük ve eşitlik durumundan çıkar sayısal çoğunluğun despotik yönetimine dönüşür.
Demokrasi kültürü sadece kanuni alt yapı oluşturularak oturtulamaz. Eğitim ve pratik çalışmalarla bunun desteklenmesi ve bu anlayışın bir hukuka dönüşmesi gerekir. Aynı konu ile ilgili olarak geçen gün bir üniversitenin açılışında konuşan Meclis Başkanı Cemil Çiçek de konuya temas ederek demokrasi kültüründen yoksun olduğumuzu hatırlatan bir konuşma yaptı. Kendisi de kanun çıkardık ama hukukunu oluşturamadık dedi.
Yönetimin bunun bilincinde olması elbette önemlidir. Çünkü bu güne kadar yanlışta ısrar edenler, kanun devleti mantığı ile hareket edenler; yaptıklarının, uyguladıklarının doğru olduğunu iddia ederek ilerlemeye çabalıyorlardı. Bu anlayışın yanlışlığı öğrenildiğine göre hem yeni anayasa çalışmalarında hem de hükümet uygulamalarında demokrasinin gerektirdiği kültür ve hukukla hareket edilmesi gerekir.
Peki, durum pratikte konuşulanlar gibi midir? Hükümet işin eksik yanının farkında olduğuna göre ki Meclis Başkanı biliyorsa hükümet de biliyordur! Uygulamada bunun gösterilmesi gerekmez mi?
Demokrasiden söz edilebilmesi için ifade özgürlüğünün olması zorunluluk arz eder. İfade özgürlüğü olmayan yönetim biçimleri hiçbir şekilde demokratik yönetim olarak adlandırılamazlar. Zaten ülkelerin rejimleri incelenirken düşünce ve ifade özgürlüğü konusundaki uygulamaları temel kriter olarak alınır. Çünkü düşünce ve ifade özgürlüğü temel insan hakkıdır. İnsan Haklarının ihlal edilip edilmediğini takip edenler ise İnsan Hakları aktivistleridir. Ülkemizde bu konuda en örgütlü yapı İnsan Hakları Derneğidir. Ülke geneline yayılan şube ve temsilcilikleri aracılığı ile gönüllü olarak bu işin takipçiliğini yapmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da başına gelmeyen kalmamaktadır. Bunun son örneğini Mersin’de gördük. İHD Mersin Şubesine baskın yapılarak başkanı gözaltına alındı. Her ne kadar olay KCK ile bağlantılandırılmak istense de Mersin Şube Başkanının gözaltına alınmasını geçenlerde yapmış olduğu bir basın açıklamasından kaynaklandığını düşünmekteyiz.
Konu ile ilgili olarak İHD Genel Merkezi tarafından yapılan basın açıklaması şöyle; “25 Eylül 2012 günü (bugün) sabaha karşı 05.00 civarında Mersin emniyetine bağlı güvenlik güçleri şubemizin bulunduğu mahallenin muhtarını yanlarına alarak İHD Mersin Şubemize baskın düzenlenmiştir. Şubemizin kapısı güvenlik güçleri tarafından kilit aksamı çıkartılarak açılmış ve şubemiz hiçbir şube yetkilisi olmadan 4 saat süresince arama yapılmıştır. Kilitli çekmecelerin de açıldığı arama sonrası, sadece 2 adet hard disk’e ve 1 adet dizüstü bilgisayara el konulduğu tespit edilebilmiştir. Güvenlik güçlerinin sadece kendilerinin olduğu aramada başka hangi evrak ve dokümanlara el koydukları bilinmemektedir, Saat 09.00 civarında dernek binamızın aranma işlemi herhangi bir tutanak tutulmadan bitirilmiştir. Mersin İlinde eş zamanlı düzenlenen operasyonda İHD Mersin Şube başkanımızın evi de aranmış ve şube başkanımız Ali Tanrıverdi gözaltına alınmıştır. Şube başkanımızın evi aranırken kendisine avukatını haberdar etmesi için izin verilmemiştir. Yine operasyon kapsamında Ali Tanrıverdi ve diğer gözaltına alınanların avukat görüşmelerine 24 saat kısıtlama kararı konulmuştur.”
İnsan Hakları yöneticilerinin bırakın gözaltına alınmasını korunmaları gerektiğini yazılı genelge ile duyuran bir hükümetin döneminde böyle uygulamaları görmek her halde olsa olsa Sayın Meclis Başkanının da belirttiği gibi demokrasi kültüründen yoksunlukla izah edilebilir.
İnsan Hakları Savunucuları hiçbir karşılık beklemeden tamamen kişisel fedakârlıkla emek sarf eden ve bu ülkenin demokrasi ve İnsan Hakları mücadelesine katkı sunun insanlardır. Bu insanların bu şekilde rencide edilmesi ve eziyete tabi tutulması, suçlanması yanlıştır. İlgililerin bu anlayıştan vazgeçmeleri gerekir. Daha geçenlerde Diyarbakır’da bir basın açıklaması yapan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan; “İnsan Hakları Yargılanamaz” pankartı ile tutuklu bulunan insan hakları savunucularına dikkat çekmişken bu operasyonun düzenlenmesi manidardır. Dileriz Ali Tanrıverdi ve diğer insan hakları savunucuları en kısa sürede serbest bırakılır. İnsan Hakları savunucularını tutuklayan hiçbir rejim demokrasi hanesine artı puan kazandıramamıştır.