Bu aralar dünya kamuoyu İngiltere’nin referandum sonuçlarını konuşuyor. İngilizler herkesin tahminlerinin aksine Avrupa Birliğinden çıkma kararı aldı. Bunu şöyle de algılamak mümkün İngilizler kendilerine duydukları özgüveni bir kez daha dünyaya ispatlamış oldular. Doğru bildiklerini iktidar ve AB üyelerinin baskılarına rağmen sandığa yansıttılar. Eğer bir halk doğru bilinçlendirilir ve eğitilirse her şart altında kendisine uyan kararını verme dirayeti gösterebilir.
Britanya “Brexit” ile Avrupa Birliğinden çıkma kararı almış oldu.
Bu karar başbakanın gidişi ile sonuçlandı. Başbakan Cameron almış olduğu mağlubiyeti demokratik bir tepki ile ortaya koydu ve istifa edeceğini açıkladı. Üstelik evet ve hayır diyenler arasında %48-52’lik bir fark varken.
Bizde olsaydı kesinlikle bu sonuç kabul edilmez ve referandumun yenilenmesine karar verilirdi!
Öyle ya bu halk nasıl olurda böyle bir karar verirdi?
Ama demokrasinin yerleştiği yönetim tarzlarında şekil İngiltere’de görüldüğü gibi vatandaş koltuğa yapışmakta ısrar etmiyor. Halkın kararına saygı duyuyor.
Öyle bölünme falan da demeyin sakın onlarda durum daha vahim iken de böyle davranıyorlar.
Şimdi İrlanda’nın ayrılması, Galerin ayrılması meselesi bile konuşuluyor ama kimse kimseyi boğazlamıyor, iş savaş çıkarmıyor.
Ekonomideki çalkantılar nedeniyle dünya kamuoyu bu meseleye odaklanmış olabilir lakin bizim odaklanmamız gereken mesele İngilizlerin Avrupa Birliği meselesi değil bizim kendi birliğimizi nasıl korumamız konusunda olmalı.
Çünkü bizim sorunumuz canımızı fazlası ile yakıyor.
Koro halinde bir “mi” notası tutturmuş gidiyoruz lakin mesele öyle değil. Sol anahtarından sonra gelen vurgular “do” ile başlıyor.
Bu nedenle bize “Brexit” değil “Trexit” lazım!
Yani Türkiye’ye bir çıkış bulmamız lazım.
Bu çıkışın modeli ve yolu üzerine tartışmamız lazım.
Şu anda yürürlükteki mantık şu:
Türkiye’deki demokrasi ve Kürt sorunu meselesini bir güvenlik meselesine dönüştürmek ve mesele ile ilgili unsurları silahlı güç kullanma noktasında getirdikten sonra silah üstünlüğü ile yok etmek. Çünkü uluslar arası ilişkilerde silah kullanıldığı için operasyon yapıldı açıklamasını yapmak daha kolay geliyor.
Bunun için de yapılması gereken yol bellidir. Demokratik unsurları cendereye almak ve demokratik mücadele yollarını kısıtlamak. Gerekçe çoktan üretilmiş durumda. Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki “Bunlar iyi günleri” iyi günleri dediği demokratik alanda mücadele etmeye çalışan kesimler.
Siyasi partiler,
Seçimle işbaşına gelen Belediye başkanları ve meclisleri,
Sivil Toplum örgütleri…
Peki, bu iyi günler biterse ne olacak?
Siyasi parti yöneticileri ve Milletvekilleri tutuklanacak
Belediye Başkanları ve Meclisleri görevden alınıp tutuklanacak
Sivil Toplum Örgütlerinin yöneticileri ve aktivistleri tutuklanacak
Basında farklı ses çıkaranlar kovulup tutuklanacak
Ülkede belki de faili meçhul cinayetler işlenecek
İç göçler başlayacak
Köyler boşaltılacak vs.vs.vs.
Peki, bütün bunlar Türkiye’nin önünü açacak ve sorunu bitirecek adımlar mı?
Bize göre değil.
Çünkü Türkiye’yi düzlüğe çıkaracak yol bu yol değil.
Bu yol bizi demokrasi dışı bir kulvara sürükleyecek.
Bu yolun doğuracağı olumsuzlukları kapatmak için bir on yıl daha harcamamız gerekecek.
Bu yolu tercih edenler kendi ayakları ile kendi kararları ile kendi sonlarını da hazırlayacaklar.
Neden?
Çünkü bu devlet, bu millet, bu halk ilelebet ölerek, öldürerek, ekonomik ve sosyal sıkıntılar çekerek yoluna devam edemez.
Bir gün gelecek ve artık yeter diyecek.
İşte o zaman kıyamet kopacak.
Kimsenin ben o zamana kadar atı alıp Üsküdar’ı geçmiş olacağım deme hakkı yok.
İşte bu nedenle Türkiye’yi idare edenler ortalığa nara atacaklarına, mecliste kavga çıkaracaklarına “TREXİT” yapmalarında fayda var.
Yoğunlaşmamız gereken başkalarının olumsuzluklarından ve başarısızlıklarından sonuç çıkarmaya çalışmak değil başarılı bir yol bulmaktır.
Avrupa kupasında bile olumsuzlardan olumlu bir sonuç çıkmadı.
Üç yanlıştan bir doğru çıkmaz. Bir doğru gider!
Next