Ülkemizde, kavramlarımız da anlamlarından uzaklaşmaya ve tıpkı kafalarımız gibi karışıklıklar yaşamaya başladı. Suçun gariban kavramlarda olmadığının elbette farkında olan insanlardanız lakin gelin görün ki içinde bulunduğumuz ahval ve şerait çok namüsait bir zamana denk gelmiş bulunmaktadır.
Herkesin barış dediği bir ortamda savaş oluyorsa
Herkesin hak dediği ortamda haklar ayaklar altında eziliyorsa
Herkesin kardeşlik dediği bir ortamda kardeşlik adına insanlar öldürülüyorsa
Adalet mülkün temelidir denilen ortamda adalete olan güven erozyona uğruyorsa
İfade özgürlüğü denilen yerde ifade edenler ifade vermeye çağrılıp tutuklanıyorsa
Herkesin tuzdan medet umduğu bir zamanda tuz kokmaya başlıyorsa kafalar nasıl karışmasın, yürekler nasıl daralmasın ki?
Komşularla sıfır problem hedeflenen günden bu güne kadar geçen süreç içerisinde büyük Ortadoğu projesi çerçevesinde etrafımız ve yanı başımızda bulunan ülkelerde kan gövdeyi götürmeye başladı. Bu süreç aynı zamanda sıfır problem projesini komşularla savaş düzeyinde problem projesine dönüştürmüş bulunmaktadır. Bu dönüşümde ortaya çıkan temel söylem ise insanların haklarının korunması çabalarında somutlaşmaktadır. Sayın başbakan başta olmak üzere ülkeyi idare edenler insanlarına yönelik baskıyı artıran ve silahlı müdahale de bulunan liderlere ateş püskürmekte, demokratikleşme adımlarını atmaları gerektiği hatırlatılmakta ve karar alma süreçlerinde halkın sesine kulak verilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Peki, etrafına bunca akıl veren ve tehditler savuran ülkenin duruma nasıl dersiniz? Suriye liderinin Humus kentindeki muhalefeti bastırmak için tank kullandığı sıralarda yapılan açıklamaları hatırlayalım. Beşer Esad halkına karşı imha ile suçlanıyordu ki bu suçlama doğruydu. Ancak unuttuğumuz başka bir şey vardı ki ülkemizin liderleri konuşurken uçaklar Hakkâri’deki vadileri bombalamakla meşguldü.
Biz etrafımızdaki bütün ülkelere bu kadar müdahil olurken bu ülkelerin bize müdahil olmamalarını nasıl bekleriz ki?
Bin yıllık tarihi geçmiş ve birlikteliğimize güvenerek bütün sorunların üstesinden gelmeyi beklemek belki geçmişin mirası üzerinde bir birliktelik yakalama adına mümkün olabilir ama son yüz yılda yapılanlara ne demeli? Bu süreci görmeden son yüzyılın üzerinden atlayarak sonuca ulaşmanın zorluklarını neyle aşmayı deneyeceğiz?
Cevap beli sevgiyle.
Yurttaşlık sevgisiyle
Din kardeşliği sevgisiyle
İnsanlık sevgisiyle
 Akrabalık sevgisiyle…..
Bu sevgilerin tamamından hangisini seçerseniz seçin sonuçta yapmanız gereken bir ispatlama sürecidir. Sevgi ve kardeşlikten söz edenlerin bu konuda çaba gösterdiklerini ortaya koymaları ve yurttaşlara göstermeleri gerekmektedir. Alanlara çıkıp barış ve kardeşlik talebinde bulunan her insanın yaşamında bunu somutlaştırması gerekmektedir. Birbirinden uzaklaşarak birbirini seven insanları gördünüz mü? Bizli-sizli konuşarak birlikteliğin sağlandığını gördünüz mü?
Birlikte yaşamak için sevgi gerekli, dürüstlük gerekli, şefkat gerekli, inanç gerekli, bedel gerekli, cesaret gerekli. Hepimizin bunları göstermesi lazım. Yoksa slogan atarak kardeşlik ve sevgiyi aşılayamayacağımızı çok iyi bilmemiz gerekir.