Açık bir şekilde görülüyor ki Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen komşu ülkelerle ilişkiler meselesine Milli İstihbarat Teşkilatı da aktif olarak destek sunmaktadır.
Diplomatik olarak süren ilişkiler ve görüşmeler konusunda kamuoyuna çok da yansıyan olumlu veya olumsuz gelişmeler yok ancak çatışmalı bölgelerde süren ilişkiler konusunda son zamanlarda çok sorun yaşadığımızı belirtmek gerekiyor.
KOMŞULARLAR SIFIR PROBLEM
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde Türkiye kamuoyuna açıkladığı dış politika mesajından komşularla sıfır problem hedefi bulunmaktaydı. İran, Irak, Gürcistan, Ermenistan, Suriye, Bulgaristan ve Yunanistan ile olan ilişkilerde yeni bir döneme girileceği mesajı verildi. Bu çerçevede oldukça olumlu adımların da hissettirildiğini belirtmek gerekiyor. Mesela Yunanistan ile olağan hale gelen uçakların it dalaşı meselesi kesildi. Sağlanan görüşmeler sayesinde bu konuda bir rahatlama sağlandı.
Bu ilişkiler çerçevesinde ilişkilerin başladığı bir diğer ülke ise Ermenistan oldu. Yıllardır kriz yaşanan ilişkilerin düzeltilmesi için adımlar atıldı, ziyaretler yapıldı ve protokoller imzalandı ki bunlar başarı hanesine yazılması gereken başlıklar.
Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması baskıları döneminde sınırda askeri harekât yapan Türkiye’nin Suriye devlet başkanı Beşar Esat ile sağladığı yumuşama ve sıcak ilişkiler hala hafızalarda yerine korumakta.
Dış ilişkilerde her şey bahar havasında giderken ve güzel şeylerin olması beklenirken Arap baharı ile birlikte rüzgârın ters döndüğüne tanıklık yapmaya başladık.
Mısır, Libya ve son olarak da Suriye politikalarında 180 derecelik dönüşler sergilendi. El ele kol kola gülücükler paylaşılan fotoğraflar yerine savaş fotoğraflarını görmeye başladık.
Komşularla sıfır problem yerine komşularla sıfır ilişki düzeyine gelmiş olduk.
Son olarak ortaya çıkan manzara Türkiye’nin suni bir cephenin aktörü olduğu ve Şii cepheye karşı bir mücadele yürüttüğü görüntüsüdür. Bu durum da doğaldır ki rahatsızlıklar yaratmakta ve mezhep savaşları tehlikesini ortaya çıkarmaktadır.
ÇÖZÜM SÜRECİ
Aslında Türkiye’nin komşu ülkeler olan İran, Irak ve Suriye ile ilişkilerini belirleyen temel unsurlardan birisi de Kürtlerin durumudur. Bu ülkelerin kendi sınırları içerisinde bulunan Kürtleri kontrol etmek için işbirliğine gittikleri ve anlaşmalar yaptıklarını biliyoruz. Bu zaten gizli saklı bir durum da değil. Ancak son süreçte meydana gelen gelişmeler bu ittifakı bozmuş görünüyor. Irakta ABD müdahalesi sonrasında Saddam’ın gitmesi ve Federe Kürdistan devletinin kurulması ile süreç farklı bir ivme kazandı. Bu durum Türkiye’nin de Kürt politikasında yeni bir sürece girmesini gerekli kıldı. Yaşanan bütün çatışmalara rağmen taraflar çözüm konusunda diyaloga girme konusunda ikna oldular ve görüşmeler başladı. Oslo sürecinde gizli yürütülen çalışmalar deşifre olunca daha sonra İmralı’da MİT ve Öcalan görüşmeleri başladı. Bu görüşmeler olumlu gidince sürece BDP ve Kandil de katıldı ve sorunun çözümü için çaba gösterilmeye çalışılıyor. Bu durumun kamuoyu tarafından olumlu algılandığını da belirtmek gerekiyor.
İşte tam bu aşamada görüşmeleri yürüten MİT hedef tahtasına konulmaya başlandı. Ve Yeniçeri mantığı ile kelle istendi. Başbakan bu durumda ortaya koyduğu tavırla MİT’e sahip çıktı ve politikalarını yürütmeye kararlı olduğunu vurguladı. Yürütülen bu politikaları içine sindiremeyen güçlerin bu tarihten sonra MİT’i diskalifiye etmek için ellerinde geleni yapma konusunda tereddüt göstermediklerini söylemek mümkün.
Öyle anlaşılıyor ki bu teşkilata yerleştirdikleri adamları sayesinde de gerekli bilgileri alıyorlar ve müdahalelerde bulunmaya çalışıyorlar. Bunun net resmini ise MİT’in Suriye politikasında üstlendiği görevleri yaparken uğradığı müdahalelerde görmek mümkün.
Geçenlerde Türkiye kamuoyu savcılık kararı ile durdurulan TIR meselesinde bu meseleyi öğrenmiş oldu. Yapılan müdahaleler ile sorun aşıldı sanılırken bu hafta da yedi adet TIR durdurularak yaptıkları veya taşıdıkları yük denetlendi. Tır’ların MİT’e ait oldukları tescillenerek gönderildi. Bu sayede ülke ve dünya kamuoyuna Türkiye’nin Suriye’deki muhaliflere silah yardımı yaptığı imajı perçinleştirilmiş oldu. Bunun kimin işine geldiğini önümüzdeki süreçlerde daha net görme imkânına sahip olacağız.
Bir vuruşta yedi tır durduranların veya durdurulmasını sağlayanların hedefinde Hükümet olduğu artık açık seçik görülmektedir. Ekonomik, bürokratik, diplomatik bütün yollar denenerek hükümet dize getirilmeye çalışılıyor. Bu şekilde tehdit ve şantajla hükümeti dize getirip isteklerini kabul ettirtmeye çalışıyorlar. Hükümetin imajını olumsuz hale getirmek için ülke çıkarlarını bile hiçe sayabiliyorlar. Demek ki yurtseverlikleri işin ucu çıkarlarına dokununcaya kadarmış. Bir vuruşta yedi TIR da bunun göstergesi oluyor. Tabi bu durum hükümetin silah yardımı yapmasının doğru olduğunu göstermiyor bunu da belirtmiş olalım.