Berivan ; 9 Ekimde ilimizde meydana gelen olaylar sırasında gözaltına alındıktan sonra çıkarıldığı mahkeme tarafından caza yağmuruna tutulduktan sonra yapılan cezai indirimler sayesinde(!) yedi yıla aşkın hapis cezası ile cezalandırılan 15 yaşındaki bir kızımız.

Berivan gibi yüzlerce çocuğumuz taş attıkları gerekçesiyle aldıkları ya da alacakları yıllarca ceza sayesinde cezaevlerinde tutulmakta. Gelecekleri karartılmaktadır. Bu çocukların çoğu ne yaptıklarının ya da ne yapılmak istendiğinin de farkında değil.

Gözaltına alınmaları sırasında yedikleri dayak, uğradıkları psikolojik yıkım bir yana daha ne olduğunu bile anlamadan kilitli kapıların arkasında buluyorlar kendilerini.

Ferman böyle buyrulmuş denilip geleceğimiz olan çocuklar büyüklerin aldıkları kararlar sayesinde kendilerini cezaevlerinde buluyor.

Hafta sonunda Berivan´ın annesini ziyaret ettik. Aydınkonak 3953 sokaktaki evlerinde. İki gözlü duvarları çatlamış, demir kapısı pastan çürümüş, dış kapısı dökülmüş evde. Oturduğumuz odada birkaç yer minderi, odanın ortasında kömür sıkıntısı çeken bir soba. Bir köşeye birbirine penguenler gibi yaslanmış beş on yaş arasındaki kız çocukları.

Berivan yedi çocuklu bir ailenin kızlar arasındaki büyük çocuk. Üç kız dört erkek kardeşler. Berivan daha iki yaşındayken ekonomik sıkıntılar nedeniyle istanbula göç etmek zorunda kalmış aile. Baba günlük işlerde gündelikçi işçi olarak çalışıyor. Ailenin diğer fertleri bulabilirlerse atölyelerde çalışmaya çabalıyorlar ki bu da onların geçinmelerine yetmiyor. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle tabi çocuklar okuyamamışlar. Berivan iki yıl okuduktan sonra okulu bırakmak zorunda kalmış. Baba beni okula gönder kampanyasından faydalanamamış ama “Çocukları cezaevine gönderin”kampanyası şansına denk gelmiş.

Berivan´ın gözaltına alınması, tutuklanması ve cezaevindeki durumunu annesi Meryem Sayaca´dan dinledik.

Anne Sayaca durumu şöyle izah ediyor; “ Berivan teyzesine gitmişti. Eylem nedir de bilmez. Üzerinde de sadece çantası var. Olaylar sırasında nasıl oluyorsa arada kalmış. Herkes kaçınca kendiside kaçmış sonra çok sayıda polis onu yakalamışlar. Dünyanın dayağını yemiş. Onu doktora götürdüklerinde yüzündeki şişlikler için merhem gibi bir şeyler sürmüşler. Karakolda yanına gelen birisi hiçbir şeye itiraz etme zaten görüntülerin var demiş. Onu ziyaret ettiğimizde de “anne görüntü ne demektir ?” diye bize sordu. Kızım daha görüntünün ne demek olduğunu bile bilmiyor. Ona ayakkabıların resimdeki ayakkabılara benziyor demişler. Bu nedenle de ona ceza vermişler. Avukat falan da tutmadık. Kimin avukat olduğunu da bilmiyoruz. Cezaevindeyken mahkemeye çıkacağı günü mektupla bize göndermiş ama mektubu biz mahkemeden sonra alabildik. Orada da nasıl savunulduğunu kimin savunup savunmadığını da bilmiyoruz. Kızım ziyaretine gittiğimizde beni buradan kurtarın diye yalvarıyor. Neyle suçlandığını, nasıl suçlandığını nasıl tutuklandığını da bilmiyor. Biz de bilmiyoruz. Bu nasıl bir iştir. Bir taş atıp atmadığı bile belli değilken söylenenleri bile anlayamazken nasıl olurda yargılanıp tek mahkemede bu kadar ceza verebiliyorlar?” diyor.

Savunma hakkı kutsal bir haktır. “Görüntünün” ne olduğunu bilmeyen bir çocuğa tek celsede onlarca yıl ceza vermek hangi vicdani kabul ile izah edileceğini bekleyip görmek gerekiyor. Suçüstü durumlarda bile bu kadar hızlı işleyen bir adalet mekanizması görmek mümkün olamazken özel yetkili mahkemelerde bu kadar hızlı sonuçlanan davalar görmek insanı düşündürtüyor.

Uygulamalar da göstermektedir ki hükümetin acilen bu konuda bir adım atıp bu çocukları demir parmaklıklar arkasından çıkarmak zorunda. Ülkenin değerlerini korumak herkesin görevi ancak ülke adına ülkenin geleceği olan çocukları bu şekilde cezalandırmaya devam ederseniz kusura bakmayın ama sizi ve uygulamalarınızı savunacak tek bir kişi bile bulamayacaksınız.

Böyle bir demokrasi anlayışı.

Böyle bir cezalandırma mantığı,

Böyle bir uygulama olabilir mi?

Bu ülke artık bu çocuklara;

Yaşları kadar ceza,

Yaşları kadar kurşun,

Yaşları kadar eziyet çektirmemelidir.

"Yanlışı gören ve önlemek için elini uzatmayan, yanlışı yapan kadar suçludur"

 

                                                       Kızılderili atasözü