Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir hızla gündem değişikliği yaşıyoruz. Pek de alışık olmadığımız yöntemlerle işler yürüyor. Bu hızlı değişimin içerisinde tasvip ettiklerimiz de var etmediklerimiz de.

Türkiye´deki bu hızlı değişikliği doğru bir şekilde algılamak için olup biteni iyi okumak gerekir. Fıratın Doğusu ile Batısındaki gündemleri ayrı yorumlayıp tepede birleştirmek gerekir.

Türkiye siyasetinin önünde “vesayet” olarak tanımlanan ve her on yılda bir demokrasinin ruhuna “Ülkenin yüce menfaatleri” uğruna okunan bir darbe anlayışı vardı. Hamdolsun(!) bunu aştık sayılır. Seksenden bu yana geçen otuz yıllık süreçte ekstra bir müdahaleye maruz kalmadık.

Girişimleri, senaryoları, çabaları oldu elbet. Eski alışkanlık ve hükümranlığını yitirmek istemeyenler, ulaşabildikleri noktalara kadar ulaşıp emellerine ulaşmak istediler ancak Genel Kurmay başkanlarının onaylamamalarından olsa gerek darbe falan yaşamadık.

Zaten 12 Eylül Anayasasının gündemde ve yürürlükte olduğu bir alanda darbe yapmanın da pek mantığı yok sanırız.

Bu arada bir şey hatırlatmadan da geçmemek gerekiyor. TSK´nın darbe yapmamış olması, Kozmik oda dâhil çok gizli ortamları bile denetime açmış olması onu sevmeyenlerin ona “Edepsizce” yaklaşmasını gerektirmez.

Sevmeyebilir, düşüncelerine katılmayabilir, tavırlarını eleştirebilirsiniz. Ama edep ölçülerine dikkat etmek gerekir. Şunu da belirtelim; İnsan Hakları ve operasyonlar konusunda sürekli eleştirilerimizi yöneltmeye devam ediyoruz. Bu anlayışımız ülkede kardeşkanının akmasından duyduğumuz rahatsızlığımızdır. Bu anlayışımız ülkede çağdaş bir insan Hakları normunun yakalanması çabalarımızdandır.

“İyi düşman kötü dosttan iyidir” atasözünün yolunda yürüseniz bile yine de yarın utanç duyulacak olan sözlerden ırak kalmak gerekir diyoruz.

Ülkenin Doğu yakasına gelince; son dönemde uygulanan politikaların, yürütülen kirli ilişkilerin amaçlanan hedeflerine ulaşmaması için herkesin çaba göstermesi gerekir.

DTP´nin kapatılması,

Belediye Başkanlarının da içerisinde bulunduğu yaklaşık 400 siyasetçinin tutuklanması, Genel Başkan Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk´un Milletvekilliklerinin düşürülmesi, Cezaevlerindeki koşulların zorlaştırılması,

Ölümcül hastalıklarına rağmen tutuklu bulunan 44 kişinin serbest bırakılmaması

Olaylarını arka arkaya sıraladığınızda yürürlükteki bir plan dâhilinde Doğu yakasında Kürtlerin siyaset yapmalarının engellenmek istendiğini anlamak çok da güç olmuyor.

Son olarak Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir´e Emniyet Teşkilatı tarafından gönderilen “suikasta uğrayacaksınız. Koruma verelim” mesajı Doğu yakasındaki tahammülsüzlüğün son halkası olmuştur.

Baydemir, bu ülkenin yetiştirdiği ve kalitesinde çok az adamın bulunduğu bir insan hakları savunucusu ve politikacıdır. En azından biz öyle görüyoruz. Bu ülkenin bütün güvenlik güçlerinin yapması gereken şey koruma önerisinde bulunmak değil her koşul altında onun can güvenliğini sağlamaktır. Aksi tavırlar görevden kaçmaktır. Kimden gelirse gelsin, kim tetikçiliğini yaparsa yapsın, Kim aba altında sopa gösterirse göstersin Baydemir´e uzanan eller ve yaklaşımlar sivil demokratik siyasete uzanan eller ve yaklaşımlar olarak görülecektir.

Yukarıda açıkladığımız nedenler ve Baydemir´e yönelik tehdit de çok iyi göstermektedir ki birileri “siyasetle bu iş çözülmüyor o zaman tekrar eski çatışmalı ortama dönelim” senaryoları üretmeye devam ediyor.

Bize göre Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözümü için yapılması gereken şey Baydemir´i ölümle tehdit etmek değil, gidip ondan ve görüşlerinden faydalanmaktır. Güvenlik birimleri eğer bu kadar derin bilgilere ulaşıyorlarsa o zaman ne yapmaları gerektiğini de biliyor olmaları lazım.

Yakın tarihimize şöyle bir bakalım Mardin Milletvekili Mehmet Sincar´ın öldürülmesi dışında seçilmişlere yönelik üst düzeyde suikastların pek yapılmadığını görebiliriz. O dönemde gerçekleştirilen konseptin uygulayıcıları daha sonra siyaset çağrısı yapmadılar mı?

Siyasal sorunların çözümü siyasetçi öldürmekten, siyasetçi tehdit etmekten geçmiyor.

Son olarak diyeceğimiz odur ki her kim Baydemir hakkında kötü düşünüyorsa, Bu ülke için de kötü düşünüyor.

Her kim Baydemir´i öldürmek istiyorsa Bu ülkenin siyasetini, demokrasisini öldürmek istiyordur.

Her kim Baydemir´in öldürülmesi tehlikesini biliyor ve görevini yapmıyorsa bu ülkeye ihanet ediyor.