Genelde Doğu insanımız tatil fırsatı bulduklarında tatillerini yapmak için Batı’yı seçerler, Batı’yı görüp öğrenmek isterler; oysa daha kendi çevrelerini Doğu’yu dahi gezip görmeden. Doğuda öyle güzel yerler var ki, öyle bir misafirperverlik var ki bunu dünyanın hiçbir yerinde bulabileceğimizi sanmıyorum. Eğer bizler yazın sıcağını bahane edip serinlemek için batıyı seçiyorsak hiç gereği yok; çünkü serinlemek için hemen yanı başımızda dünyanın en büyük göllerinden biri olan Van Gölü bulunmakta, doğayı bahane etme lüksümüz hiç olamaz; çünkü doğu ve güneydoğunun her yeri bir güzellik, her yeri tarih kokuyor, bölgemizin misafirperverliğinden söz etmeye bile gerek yok; herkes birbirinden daha çok misafirperver. Evet bu sene birkaç günlüğüne de olsa yaz tatili yapma fırsatı buldum. Tatili yapmak için birkaç arkadaşla tatil programımızı çıkardık. Öncelikle Batman’ın hemen yanı başında bulunan dinler mozaiğinin oluştuğu Midyat-Mardin’e gittik. Mardin’den o eşi benzeri olmayan, sonunun ucu görünmeyen, Kürt tarihinde önemli bir yere sahip olan Mezopotamya Ovasını zevkle seyrettik. Mezopotamya Ovasını seyre dalarken insan kendisini dedelerimizin anlattığı Mezopotamya tarihinde buluveriyor. Bir sonraki gün Tatvan’da bulunan dillere destan Nemrut dağına tırmandık, Nemrut’un başında krater gölü, gölün etrafı ağaçlarla kaplı ve Nemrut hala tüm doğallığını koruyor. Nemrut Dağı henüz teknolojinin yıkıcılığını görmemiş, gece Nemrut’un başında herkes gibi biz de çadırımızı kuruyoruz ve ateş yakıp sohbete dalıyoruz, orada öğreniyorum ki Türkiye’nin en uzun kayak pisti Nemrut’taymış. Ertesi gün Van’a doğru yolculuk yapıyoruz, Van Gölünün berraklığını seyrederek giriyoruz Van’a. Van’dan sonra yönümüzü Hakkari’ye çeviriyoruz ve artık özgürlüğe hasret dağlardan, yaylalardan, askeriyenin sıkı denetiminden geçerek geç saatlerde varıyoruz Hakkari’ye. Geceyi dünyaca ünlü Berçama Yaylasında çadır kurarak geçirmek istiyoruz; ama o civarda operasyonların devam ettiği gerekçesiyle Berçama’ya geçme izni alamıyoruz, onun için de geceyi Hakkari merkezde misafirperverlikleriyle bizleri onurlandıran İsa arkadaşımızın evinde geçiriyoruz. Geceyi arkadaşımızda geçirdikten sonra, arkadaşımız İsa bizleri yeşil doğasıyla güzel Depin’e götürüyor. Depin’in güzel doğasını teneffüs ettikten sonra Şırnak’a doğru yol alıyoruz. Haşmetle ayakta duran, özgürlüğüne bir türlü kavuşamayan dağlar arasından, Zap suyunun kenarından Şırnak’a gidiyoruz; ama Hakkari’den Şırnak’a öyle çabuk varamıyoruz; çünkü bu iki il arasında tam on iki arama notasında durduruluyoruz ve arabamızla birlikte didik didik aranıyoruz kimi zaman askerlerle şakalaşarak, kiminde de ciddi tavırlar karşısında boyun büktürülerek. Yaklaşık iki saatlik yolu dört saatte zor geçiyoruz ve bu dört saat sonrasında Şırnak’a varıyoruz. Şırnak’ta da sıcak bir misafirperverlikle ağırlanıyoruz, sonrasında Mem u Zin’in diyarı Cizre’ye uğruyoruz ve bu bitmesini istemediğimiz yolculuğumuzun sonuna geliyoruz. İşte Doğu böyle bir yer ve böyle güzel yerler yanı başımızdayken, güzellikleri uzaklarda aramanın hiçbir anlamı olmaması gerek…