Son dönemlerde sıkılmadan ikinci kez izlediğim filmlerden birisi de “300 spartalı” adlı filmdir. Hoşuma giden yönü elbette cesetlerin ortaya çıkardığı yığınak değil. Bir savaş mantığının, bir ego tatmini girişiminin, bir yok etmeye karşı direnmenin mantığını çok net olarak ortaya çıkardığı için olmalı diye düşünüyorum.
Ancak özü itibariyle bir saldırı yerine bir savunma mantığının muhteşemliği de bilinçaltımı etkilemiş olabilir. Çünkü savunma her yönü ile değerlendirilmesi, dikkate alınması ve yorumlanması gereken bir konudur.
Ülkemizde son dönemlerde savunma mekanizmalarına yönelik planlı bir yönelim olduğu gerçeği artık herkes tarafından kabul edilir hale geldi. Bu yönelimin kent merkezleri ağırlıklı olarak aydınlara yönelik gerçekleştiriliyor olması işin başka bir acı tarafını oluşturuyor.
Ülke içerisinde eğer yapılan yönelimler ve gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklama furyası hakikaten adaletin gerçekleştirilmesi için yapılıyorsa bu kanaatin artık zedelendiğini veya kuşkuya yer bırakacak hale geldiğini de biz hatırlatmış olalım.
Adaletin sağlanması için öncelikle adalet mekanizmasına olan güveni sarsacak eğilimlerden uzak durmak gerekmektedir. Hükümet yargıdaki sıkıntıların giderilmesi çabası adı altında girişimlerde bulunurken sık sık yargının siyasallaştığını vurgulayıp durmaktaydı. Yargının siyasallaşması hakikaten ülkenin dengesini değiştirecek bir gelişme olarak görüldüğünden bu konuda herkesin bir hassasiyeti bulunmaktaydı. Ancak öyle anlaşılıyor ki hükümet yargıda düzenleme düşünürken yapmak istediğini biraz örtülü götürmüş. Biz yargı düzenlemesinde yargının biraz daha bağımsızlaşması, olanaklarının artırılması, kadrolarının güçlendirilmesini beklerken yapılan düzenlemeler bu düşüncemize hizmet etmekten uzak bir anlayışla gerçekleştirilmiş görünüyor. Konu yargıda düzenleme yapmaktan çıkmış kendi yargısını oluşturma kavgasına dönüşmüş. Oysa yargı düzenlemelerde “tuz” gibidir. Kokmaya başlayan, bozulmaya başlayan yiyecekleri tuzlayarak korumak mümkün. Öyle anlaşılıyor ki birileri artık tuzu kokutma çabaları gösteriyor. Çok iyi bilmekteyiz ki tuz kokmaya başladıysa artık yapılacak bir şey kalmıyor.
Denilebilir ki yasalar böyle olunca yargı mensupları yasaları uygulamakla görevli olduklarından yapabilecekleri pek fazla bir şey yok. Bu iddiayı da değerlendirmek mümkün ancak kazın ayağı perdeli!
“Özel yetkili” diye başlayan mahkemelerimiz ve yargılama süreçlerimiz var bizim. Özel yetkili savcı tarafından çağrılıp gözaltına alınan, ardından özel yetkili mahkemelerde yargılanıp tutuklanan veya tutuklu olduğu halde bir türlü özel yetkili mahkemelerimiz tarafından yargılanamayan yurttaşlarımız var. Bu “özel yetkili” sözcükleri öylesine bir imaj sahibi oldu ki bu adı duyduktan sonra akıbetten medet uman kimseler görmek imkânsızlaştı adeta. Adı üzerinde derler ya işte öyle bir durum “özel yetkili” bir yerden geneli düşünen bir konu veya yarar çıkmasını beklemek artık hayal dünyanızı geliştirme yeteneğinize kalmış bir duruma dönüşüyor.
Bu özel yetkili sıfatın kullanılması ile gerçekleşen son operasyon ise Avukatlara yönelik gerçekleştirildi. İhbar eden ya da yönlendiren belli Sayın Başbakan. Daha birkaç gün önceki konuşmalarında bir yerlere buradan yakınız mesajı göndermişti.
Yapılan operasyon ile en az 48 avukat gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar İstanbul’a götürülüp ifadeleri alınacak ve büyük bir olasılıkla da tutuklanacaklardır. Konunun bağlanacağı yeri belirtmenin bir anlamı da yok sanırız.
Bir ülkede savunma mekanizmasını temsil eden vatandaşı ya da kişileri yakalarsanız bunun adına ne derseniz deyin kimseye hiçbir şey inandıramazsınız. Müvekkili ile konuşan avukatı talimat iletiyor diye sorgulayan bir anlayışa; “kardeşim sen de görüşmedin mi?” diye sorarlarsa nasıl bir cevap verilecektir acaba?
Yazarın, gazetecinin, İnsan Hakları savunucusunun, Siyasetçinin, Televizyoncunun, akademisyenin, yayıncının tutuklandığı bir ülkede suçlama hep “terör” minvalli olunca yapılan ne olursa olsun “aykırı sesler susturuluyor” sözü tam da gediğine oturur. Dileriz bu ülke bu türlü girişimlerle daha fazla yıpratılmadan yanlışlardan dönülür ve hak ettiğimiz demokratik ortamda yaşamaya başlarız.