Amerika Birleşik Devletlerinde başkanlık basın sözcüsü düzenli aralıklarla basının karşısına çıkarak gündeme ilişkin Amerikan başkanlığının düşüncelerini aktarmaktadır.

Buradaki sistem gereği hükümeti direk olarak başkan temsil ettiği için böyle bir yönteme başvurulmaktadır.

Buna karşılık başka ülkelerin de cumhurbaşkanlığı veya devlet başkanlığına bağlı basın sözcüleri bulunmakta ve zaman zaman halka veya basına açıklamalarda bulunmaktadırlar.

Burada anormal olan hiçbir durum yok. Lakin hükümetten çok devlet başkanlarının veya cumhurbaşkanlarının gündemde olduğu ülkelerdeki sistemin adı da çoğunlukla parlamenter sistem değildir?

Olsa bile buradaki sistemler pek demokratik sistemler olarak algılanmamaktadırlar!

Türkiye’de özellikle son dönemde Abdullah Gül’den sonra cumhurbaşkanlığı makamı el değiştirince neredeyse bir sistem değişikliğine uğramış bir ülkeye dönüldü.

Çoğunlukla toplumda veya siyasetten önemli gelişmeler veya tıkanıklıklar olduğunda halkın yüzünü çevirdiği bu makamdan, halkın genel taleplerinin dillendirilmesi beklenirdi. Buradan gelen görüşler doğrultusunda da hükümetin veya diğer siyasi partilerin kendilerine çeki düzen vermeleri beklenir veya konu başka ise konunun muhataplarına devletin görüşü ve yaklaşımı bu açıklamalarla verilmiş sayılırdı.

Hal böyle olunca yani cumhurbaşkanlığı makamından gelen açıklamalar siyasi partiler üstü ve devlet adına yapılan açıklamalar olarak kabul edilince konunun ağırlığı da farklı olurdu.

Konuşmalar veya açıklamalar ciddiye alınır ve olması gereken yol takip edilmeye çalışılırdı. Çünkü cumhurbaşkanlığı makamı herkesi temsil eden ve siyasi partilerin çıkarlarından çok ülkenin çıkarlarını temsil eden bir makam olarak kabul görür.

Son dönemde ise işler tamamen yön değiştirmişe benziyor.

Bu kanıya nereden vardığımızı sorabilirsiniz onun için açıklayalım. Çünkü ülkemizde son dönemde cumhurbaşkanı sözcüsü neredeyse hükümet sözcüsünden daha fazla ülkedeki işlerin yürütmesi ile ilgili açıklamalarda bulunmaktadır. Cumhurbaşkanlığı adına yapılan açıklamalar hükümeti gölgede bırakacak düzeydedir. Başbakanın varlığı meselesi tartışılır hale geldi.

Evet, sayın cumhurbaşkanı AKP’nin kurucusudur, genel başkanıdır, başbakanıdır lakin artık bu görevi bitmiştir. Artık Sayın Erdoğan Türkiye cumhuriyeti devletinin cumhurbaşkanıdır bu nedenle de bir AKP mensubu gibi davranamamalıdır. Hükümetin başındaki başbakan gibi kendini görmemelidir. Sorumsuzluğunun ve tarafsızlığının gereklerine göre hareket etmeli ve saygınlığına gölge düşürecek eleştirilere maruz kalmamaya çalışmalıdır.

Hatırlayalım rahmetli Turgut Özal ANAVATAN partisinin kurucusu ve genel başkanıydı. Uzun dönemler de başbakanlık yaptı. Sonra Çankaya köşküne çıktı ve yerini Yıldırım Akbulut’a bıraktı. İlk başlarda yapılan müdahaleler nedeniyle olsa toplumda epey eleştiriler yapıldı. Hatta Akbulut fıkraları türetildi lakin o dönemde bile bugün yaşadıklarımıza benzer gelişmelere tanıklık yapmadık.

Sayın Özal da memleketin sorunlarına çözümler bulmaya çalışır ve riskli kararlara imza atardı. Lakin başbakanı işlevsiz bırakacak hareketlerden kaçınırdı. Dindar bir insan olduğu halde oturduğu Çankaya köşkünün ismini değiştirmeyi falan da düşünmezdi! Özetle sistemin işleyişini eksik ve aksak olarak görse bile sistemi kendine göre dizayn etmeye çabaladığında ülkenin geri kalan bölümünün görüşlerini bir kenara atmazdı.

Oysa ülkenin çok şeyler beklediği sayın cumhurbaşkanı ve mevcut hükümetin son dönemdeki icraatları vatandaşlar arasında fazlası ile tartışılır hale gelmiş durumda. Kime soru yöneltirseniz bir dizi eleştiriyi sıralıyor. Özetle vatandaş gidişattan memnun gözükmüyor. Herkesin kendi işini yapmasını ve müdahale yapılmamasını tercih ediyor. İlginç olan ise vatandaşın bu görüşünü belirtirken bile artık çok temkinli davranmaya çalıştığıdır.

Sonuç olarak vatandaş cumhurbaşkanlığının hükümetin işlerini bu kadar müdahil olmasına bir anlam veremiyor ve yürütmeye müdahale olarak görüyor.

Konu ile alakası olmasa da bölgemizdeki bir anekdotu aktararak yazımızı sonlandırmaya çalışalım. Bir annenin haylaz bir çocuğu varmış. Bir gün gizli gizli alkol alırken annesi diş ağrısı şikâyetiyle yanına gelmiş. Adamın ilaç bulma imkânı yok annesini o saatte dişçiye götürmeye de…

Adam çareyi annesine bir bardak rakı içirmekte bulmuş. İlaç niyetine annesine alkol içirmiş. kadıncağız işin sırrını bilmediğinden rakıyı ilaç niyetine içmiş. Bir süre sonra alkolün etkisi ile ağrısı azalmış. Kadının hamur yoğurması gerekiyormuş ama önce hamur için un’un elenmesi lazım. Alkollü anne almış unu koymuş eleğe ve unu elekten leğene elemeye başlamış. Lakin dengesini tutturamadığından dolayı da unu odanın her tarafına savurmaya başlamış. Oğlu durumun farkında lakin yapılacak bir şey yok. Annesini uyarma babında;” Anne un’u leğene elemen gerekiyor” demiş. Annesinin kafası iyi olduğundan o da; “merak etme oğlum sen, annene her yer leğen!” demiş.

Kısadan hisse herkes kendi alanını bilirse ve kendi işini hakkıyla yerine getirirse her şeye karışmak durumunda kalmayacak. Dolayısıyla her konuda da müdahil olma gereksinimi ortaya çıkmayacak. Aksi durumda korkarız ki günün birinde annenin durumuna düşmek de söz konusu olabilir.